Çooook Eskidennn Alt Menü de;
Bir Pusula Simgemiz Vardı.. 🙂 Hey Gidi Günler Hey 😎
1000Kitap
Gün 3
Eline almış bir pusula Seni arar umutla Bir ışık yak yoluna Bulacak seni kolayca
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Evet, ben asi ve uyumsuz biriyim. Sürülerin arasında yürüdüm, ama onların yönünü pusula edinmedim. Bilirim çoğu insan asiliğin yolunu değil, kalabalığın yolunu takip eder. Benim savaşım insanlarla değil, zihinlere vurulan zincirlerle. Bazıları rahat bir yalanı, rahatsız edici bir gerçeğe tercih etti. İsimler değişti, yüzler değişti, çağlar değişti; ama menfaat hep aynı tahtta oturdu. Bu yüzden alkış toplamadım. Bu yüzden hiçbir tarafa ait olmadım. Çünkü bazı insanlar bir bayrağın, bir fikrin, bir grubun arkasına saklanır. Ben ise kendi gölgemin önünde dururum. Evet, asiyim. Çünkü eğilmeyi erdem diye satan korkakları ayırabiliyorum. Uyumsuzum. Çünkü herkesin uyum sağladığı şeyin doğru olmadığını anlayabiliyorum. Şunu öğrenmelisin; Bir fikrin değeri, ona kaç kişinin inandığıyla ölçülmez. Ben pazarlarda satılan düşüncelerden değilim. Etiketim yok, sahibim yok, ait olduğum bir sürü de yok. Bu yüzden sevilmek için şekil değiştirmedim. Kabul görmek için dilimi eğmedim. Masalara oturmak uğruna diz çökmedim. Beni kibirli değilim,
İnsanların kalplerinde pusula varmış, Benim kalbimedeki pusula da rotasını çizmiş. Ama yolları en uzun yollardan seçmiş. Bazen denizin en fırtınalı yerinde, Bazen karanın en ıssız yerinde, Bazen çölün en susuz yerinde, Bazen de çiçek bahçesindeyim. Yol bitmedi henüz, pusula hâlâ önümde ...
Aşk insanın içinden dışarı süzülen ışığın büyülü güzelliğidir. Aşk, tam da dediğiniz gibi, kaynağını insanın en derininden alan ve değdiği her şeyi tenvir eden gizemli bir ışık... İnsanın içindeki o saf, katıksız cevherin dışarıya süzülürken ruhu, gözleri ve kelimeleri sarıp sarmalayan estetiğidir. ​Bu büyülü güzellik, insanı sadece kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkarmakla kalmaz; aynı zamanda etrafına, yürüdüğü yollara, baktığı gökyüzüne ve sığındığı limanlara da o görünmez ama derinden hissedilen sıcaklığı yayar. Dünyanın tüm gürültüsünü susturan, ruhu kendi asil sessizliğinde demirleyen bir pusula gibidir. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
“İnsan bir ülkeyi kaybettiğinde sınırlarını, sokaklarını, dilinin yankılandığı yerleri kaybeder. Bir evi kaybettiğinde odalarını, pencerelerini, eşyalarını. Ama bir insanı kaybettiğinde yön duygusunu kaybeder. Çünkü bazı insanlar zamanla evin olur; içindeki pusula olur, dünyaya baktığın pencere olur, akşam dönüp geldiğin kapı olur. Bir şehir yeniden kurulabilir. Yeni bir ev bulunabilir. Başka bir ülkede yeni bir hayat başlayabilir. Sonra insan kendisini neyin öldüreceğini düşündüğünü fark eder bazen ve aklına hep büyük şeyler gelir. Hastalıklar, kazalar, savaşlar, yaşlılık, kalp krizleri. Ölüm sanki hep dışarıdan gelen bir kuvvetmiş gibi. Oysa bazen insanı öldüren şey bedenine giren bir şey değil, hayatından çıkan bir şey olur. Bir sesin eksilmesi, bir sandalyenin boş kalması, yıllardır ilk aradığın kişinin artık telefonu açmayacak olması. İnsan kederden de bir günde ölmez. Günler, aylar geçer, mevsimler değişir, dünya aynı dünyadır, gökyüzü aynı maviliğiyle tepende duruyordur. Ve sonra insan yaşamaya devam eder. Kahvesini içer, sokağa çıkar, telefonunu açar, arkadaşlarıyla konuşur. Oysa içeride ev çoktan yıkılmıştır. İnsan bir süre daha enkazın içinde sessizce yaşamaya, yolunu bulmaya çalışır.” Elif Key