Çoğumuz önsöze bir göz gezdirip direkt metne atlarız. Sıkıcı gelir, çevirmen veya yazar düşüncelerini katar, kendileri gibi düşünmemizi ister alttan alttan ama yine de "Okuyucu kendi düşüncelerine sahip olmalı." der. Fakat okuduğum çevirmen, Tuncay Birkan, samimi bir dille, önsöz yazmaktan yakınarak yazmış önsözünü.
Kitabın konusu size pek uzak gelmeyecektir. Hayatınızdan bir kesiti almış yazar ve yapıştırmış sayfalara.
Estragon ve Vladimir adlı iki arkadaş, birbirinden sıkılmış ama bilmedikleri nedenden ötürü veyahut alışkanlıktan hala birlikle olan arkadaş, Godot adlı şahısı beklemektedir. Godot, bana göre bir şahıstan ziyade umuttur. Beklerler, gelecek gibi olur, gelmez. İki arkadaş, sürekli kendilerini sorgularlar. Rutin yaşamları sebebiyle zaman kavramını yitirmişlerdir ve ne ara yaşlandıklarının farkına varamamışlardır. Akıllarında hep intihar edip kurtulma isteği vardır. Ama çok beklediklerinden dolayı biraz daha beklemek isteyip intihar eğilimini gerçekleştirmezler. Bekleme süresince hayatlarına türlü insanlar girer ve çıkar. Zalimlik eden, zalimliğe maruz kalan... Kınadıkları insanlar gibi davranmaya başlarlar. Bu iki arkadaş, mutlu olup olmadıklarını sorarlar kendilerine. Mutsuzum dediklerinde neden mutsuz olduklarını sorgularlar, mutluyum dediklerinde ise neden kendilerini ağaçta asmak için ip taşımadıklarını sorgularlar. İç yaşantıları çalkantılı olan bu iki adamın iki gününe, hayatınızın bütününe bakabileceğiniz bir metindir bu. Keyifli okumalar.