"Bu durum ruhunun yeteri kadar güçlü olmayışından gelmiyordu. Toplum hayatından, insanlardan uzak, kendi dünyasında yaşayanların çoğu böyle olur zaten. Nataşa'nın belki babasından geçmiş, bütün iyi kalpli insanlara has bir özelliği vardı: Karşısındakini olduğundan iyi görür, daha ilk bakıştan büyük bir heyecanla meziyetlerini büyütürdü. Bu çeşit insanların hayal kırıklığına, hele sebebin kendileri olduğunu bilerek uğramaları pek acı olur. Ne diye kendilerine verilebilecekten fazlasını umarlar sanki? Böyleleri, her an hayal kırıklığı tehlikesiyle karşılaşmaktansa, köşelerine çekilip dünyayla bağlantıyı kesmeli, en iyisi. Dikkat ettim, köşelerini öyle severler ki, zamanla büsbütün yabanileşirler.."
.. sinirlerim bozuk olduğundan mı, yeni evimi yadırgadığımdan mı, yoksa yakında geçirdiğim bir üzüntüden mi ne, karanlık basar basmaz yavaşça mistik korku adını verdiğim bir ruh hali gelir üzerime. Bu durum şimdi hastalandığım geceleri sık sık geliyordu.
Bu, benim de kestiremediğim, akla sığmayan, normal hayatta rastlanmadığı halde yüzde yüz olabilecek, hatta belki şu anda bile aklın sıraladığı bütün delillere rağmen, alay olsun diye, karşıma kaçınılmaz, korkunç, iğrenç, şiddet dolu bir cisim halinde dikilecek şeyi düşünüyor, acı, azap verici bir korku duyuyordum. Bu korku genellikle, aklın söylediklerini dinlemez, gittikçe artardı. Ondan sonra dimağ daha keskin bir açıklıkla işlemeye başlardı, bununla beraber duygulara karşı koymaktan acizdi. Bu halden doğan aklın faydasızlığı bir ikileşme doğurur, acı bir bekleyiş ürküntümü arttırırdı. Ölülerden korkan insanların duydukları sıkıntı böyle olmalıdır sanırım. Ama benimkinde tehlikenin ne olduğunun bilinmeyişi bu azabı daha güçlendirirdi.
Hatırımdadır, şöyle bir şey aklımdan geçmişti: "Bir sihir mi, mucizeli bir güç mü, son yıllarda geçirdiklerimi unutturabilse de, dinç bir kafayla, yeni bir güçle her şeye yeniden başlasam.."