İkimiz de, sonuçta, bizi dibe çeken çapaların ipini kesip kendimizi açık sulara atmadık mı? Buna dudak büküyor, kendime hiç de benzeşmediğimizi söylüyorum; her ne kadar ona duyduğum öfkenin gerçekte, benden daha başarılı olmasından duyduğum kıskançlığı örtbas eden bir maske olabileceğini sezinlesem de.
İçimin derinliklerindeki bir şeyin beni içine çektiği, ters bir dip akıntısı gibi çekiştirdiği duygusuna kapılıyorum. Kendimi ona bırakmak, onun tarafından yutulmak istiyorum. Yeryüzünde kapladığım yerden vazgeçmek, kimliğimde sıyrılmak, her şeyi çıkarıp atmak istiyorum, eski derisinden kurtulan bir yılan gibi.
En küçük bir kendine acıma, sızlanma belirtisine duyduğu tiksintiye bağlı, eski bir alışkanlık bu: Herhangi bir talihsizlikle karşılaşınca şaka yapmak, işi maskaralığa vurmak. Bununsa yaşanan talihsizliği hem küçültmek hem de artırmak gibi paradoksal bir etkisi oluyor.