Aile Üyelerimin Kitaba Bakışı
Babam: Daima okur, koca bir kütüphanesi var.. Aynı zamanda şair.. Kitap okumam doğuştan gelse de bana anlattığı masalların da etkisi var..

Annem: Zamanında baya kitap okumuş olsa da bazı sebeplerden ötürü şu an okumuyor ve sıkıcı buluyor..

Abim: "Kitap mı o ne be?!" edasında.. Yani muhtemelen her insan kitap okur ama ben abimi kitap okurken hayal bile edemiyorum o derece adam okumak kelimesiyle bile uyumsuz..

Kardeşim: Kitaplara çok değer verir "Kitabıma bir şey olursa seni parçalarım, gözüne şiş sokarım vb." tehditleri mevcuttur.. Disleksisi olduğu için zorlandığı için o da neredeyse sayılı okur ama hep kitap alır..

Sizinkiler?!

KörKalem | Ellen Roth, Harry Potter ve Felsefe Taşı'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 20 günde · Beğendi · 10/10 puan

Uyuduğum uzuuun uykumdan uyanıp incelemelerimin başına dönüyorum bugün. Neden mi? Çünkü Harry Potter serisi, çok farklı bir yer edindi gönlümde. "Felsefe Taşı'na inceleme yapmayacaksın da hangi kitaba inceleme yapacaksın?" diye konuştum kendi kendimle. Damla Köseoğlu | Winston ile uzun muhabbetlerimiz sonucunda yazılarıma geri dönmeye karar verdim.
Sitedeki samimiyetsizlikler, yazılanların değil, insanların beğenildiği bir ortam bana artık çok itici gelmeye başlamıştı ki, Harry Potter'ın büyülü dünyası imdadıma yetişti ve beni satırlarımın başına döndürdü...

Önceden fantastik edebiyatla alakalı tek bir kitap okumamış olan ben, Yüzüklerin Efendisi-Yüzük Kardeşliği ve Harry Potter ve Felsefe Taşı ile bu büyülü dünyaya ilk adımlarımı atmış oldum. Tolkien çok büyük bir kesim için "fantastik edebiyatın kralı" sayılsa da, bana göre (en azından şimdilik) bayrağı elinde tutan kişi kesinlikle Rowling''tir. Anlatımındaki yalınlık, içerisinde mesaj olarak verdiği, dostluk, dayanışma, akli melekelerini kullanabilme becerisi, cesaret, dürüstlük gibi unsurlar kitabın herkes tarafından anlaşılmasına ve keyifli bir okuma sağlamaya yardımcı oluyor.

Harry Potter serisine, "çocuk kitabı, anlatımı çok basit, bunda ne buluyorsunuz" gibi absürt sözler eden her bir kişiyi bu incelemem ile tek tek tek kınıyorum. Marquez'in Kırmızı Pazartesi'sinin vermediği hazzı bana, bu türde bir kitap veriyorsa, okuduğum kitap türünü değiştirmenin zamanı çoktan gelmiş demektir zaten. Zira Harry Potter'ın bana kattığı şeylerin %3'ünü bile bulamamıştım o kitapta ben.

Zamanında çok ağır kitaplar okuyup da kendimin kitap okumaktan zevk aldığını sanan biriymişim meğerse ben. Ama aslında durum öyle değilmiş. Çok farklı türlerde çok farklı zevkler yatıyormuş ve ben bunu tabularım yüzünden fark edemiyormuşum. Bu itiraflarım da, yaptığım ilk fantastik kitap incelememde imzam olsun...

Harry, Ron, ve Hermoine'in dillere destan dostluklarının ilk basamağını görmüş oldum Felsefe Taşı'nda. Dostluk ne demektir, yardımın kelime manası nedir, kendinin yerine başkasını düşünmek ne demektir, bu soruların cevaplarını en belirgin şekilde avuçlarımın içinde buldum. Okuması çok kolay, anlatımı çok sade, aşırı güzel bir kitaptı benim için. İş yoğunlukları olanlar, kitap okumaya vakit bulmamaktan şikayet edenler için, belki de defalarca aynı hazla okunacak bir seri bu.

Devamı için acayip sabırsızlandığım, bitirmek için meraktan yerimde duramadığım, filmini gözlerimden kalpler çıkarak izlediğim muazzam bir serinin ilk kitabıydı bu kitap. Ben kitap okumak ne demekmiş şimdi bildim. Kitaptan haz almak, tat almak ne demekmiş şimdi öğrendim.
Bundan sonra "GERÇEK TATLAR KORUMAMIZ ALTINDA."
Şiddetle tavsiye ediyorum! Okuyunuz, okutunuz!

Irmak Neşeli, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Senin sorunun ne?
Arkadaş edinmek.
Neden mutsuzsun?
Çünkü elimden geleni yaptığım halde istediğim gibi bir arkadaşım yok.
Arkadaş edinmek için neler yaptın?
Tümay'ın öğütlerini uyguladım. Ama korkarım daha da ileriye gittim
Nasıl?
Onlarla aynı kafada olmadığım halde, aynı zevkleri paylaşmadığım halde paylaşıyor gibi davrandım.
Yani onlarla bir arada oldun ve bir ölçüde arkadaşlık yaptın.
Evet.
İstediğin bu değil miydi?
Hayır.
Neydi istediğin?
Gerçekten anlaştığım, yanında rahat olabileceğim dostlar istiyorum.
Onlar sana böylesi bir dostluk veremiyorlarsa, neden arkadaşlığa devam ettin?
Yalnız kalmamak için.
Peki, bu durumda mutlu musun?
Kesinlikle hayır.
Neden?
Çünkü kendi özsaygımı yitirmek üzereyim....Ben, ben değilim sanki.

Arkadaşlar Arasında, İpek Ongun (Sayfa 242 - İpek Ongun Arkadaşlar Arasında)Arkadaşlar Arasında, İpek Ongun (Sayfa 242 - İpek Ongun Arkadaşlar Arasında)
Mine Bahadır, Açlık'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 15 günde · Puan vermedi

-İLK  İNCELEMEM-    :))

RİCA EDERİM OKUMADAN BEĞENMEYİN!!

 Zira beğenileriniz benim için önem taşıyor.

    Açlık, Hamsun' un en ses getiren romanı olarak bilinir. Üslup bakımından gayet sade ve akıcı, yazarın 'gerçeği' okuyucuya her cümlesiyle hissettirdiği bir roman. Aslını isterseniz bu kısımları uzatmadan geçmek kitabın beni derinden etkileyen noktalarına değinmek istiyorum.

Öncelikle belirtmek isterim ki; bu kitabı evimde, rahat koltuğumda okumaktan vicdan azabı çekmedim değil. Mantık sınırlarımı zorlayarak bu azabı az da olsa hafifletmek için kitabı her gün iftara yakın saatlerde okumaya karar verdim. Ciddiyim. Böylece karnım daha aç olacak ve 'Açlık' elimdeyken Tangen ile az da olsa aynı duyguyu paylaşabilecektim. Peki ya işe yaradı mı?? Aslını isterseniz hayır! Çünkü yaklaşık 1-2 saat sonra harika bir şekilde donatılmış bir sofranın beni bekleyeceğinden emindim. Ama bu Tangen için aynı mıydı? Haliyle onu tamamen anlamam imkansızdı...

Evet. "Neden okursun şu kurmaca şeyleri!" der annem, babam.

Neden mi okurum anne, baba?

Bugün giydiğim kıyafeti bir daha giymek istemeyen ben,
haftalardır terden kaskatı kesilmiş aynı gömleği giyen Tanden'in göbeğinde açılan yaraları bilmediğim için,

"Üff anne! Ispanağı sevmediğimi biliyorsun!" diyen ben,
Tangen'in iki günlük açlığına dayanamayarak yolda yürürken alıp emdiği taş veya talaşla açlığını bastırmaya çalıştığını, "Ömrüm bir mercimek çorbasına fedadır!" dediğini bilmediğim için,

Ve yine ben,
Tangen' in gazete için yazdığı yazılarını yazıişlerine götürürken karşıda olumsuz izlenim bırakmamak için aşınmış dizlerini tükürüğü ile ıslattığını bilmediğim için okurum...

Evet anne, evet baba! Bilmediğim için okurum. Ve kendime acırım Tangen' e değil...

Kalfadan çaldığı para için,
"Ne yaptın o parayı?" diye sorulduğunda
-Yaşlı, yoksul bir kadına bağışladım.
Ben, buyum işte. Yoksulları düşünürüm ben!
diyen Tangen.
Ahh Tangen...

Sen de bir yoksul değil miydin? Açlığa o kadar alışmış olduğun için artık miden bir şey almıyor, içtiğin suyu bile kusmuyor muydun?

Hayır hayır! Sen yoksul değildin. Bendim yoksul! Ben ve benim gibiler...


Okumuş olmanın verdiği mutlulukla demem o ki ; okuyanlar okumayanlara tavsiye etsin. :)

Zamanızı ayırdığınız için teşekkür ederim. :)

Sinan Atıcı, Gösteri Peygamberi'yi inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Büyük çoğunluğun olduğu gibi Chuck Palahniuk'u ben de Dövüş Kulübü'yle tanıdım. İlk olarak onu okuduktan sonra diğer kitaplara devam ettim. Ölüm Pornosu ile kendisine veda etmek zorunda kaldım. Ancak Gösteri Peygamberi Chuck Palahniuk'un zirveye ulaştığı kitaptır. Dövüş Kulübü kadar popüler olmasa da, yazar özelinde değil, şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında en iyilerden. Hala ara sıra oturup altını çizdiğim yerleri veya rastgele açtığım bir bölümüne tekrar bakarım. Popüler kültür taşlamaları ve medyanın insanların bakış açılarına nasıl yön verdiği ve bizim de bunu bir güzel yediğimizi, bunların dışında bir çok şeyi daha yüzümüze çarpan bir kitap. Okunup okunabilecek en "dolu" ve hatta deli dolu, aynı zamanda da eğlenceli kitap.

Sinan Atıcı, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'i inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 7/10 puan

Lise zamanlarımda okumuştum bu kitabı ve o zaman çok beğenmiş, çok etkilenmiştim. Sonrasında Anima Mundi ve Sevgili Mathilda İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum kitaplarını da okumuştum. O dönemlerde şimdikine oranla hayata çok daha romantik yaklaşım sergilediğim için bu kadar etkilemişti. Zaman geçtikçe, her şeyle birlikte ben de değiştikçe bu tarz kitaplardan hoşlanmamaya, daha doğrusu gereksiz romantik bir yaklaşım gösterdiklerini düşünmeye başladım ve uzaklaştım. Şimdi tekrar okusam aynı tadı alamam, hatta sevdiğim bir kitabı kaybederim gibi geliyor. O dönemlerin hatırına Susanna Tamaro hala daha çok saygı duyduğum bir yazar. Hayatlarımızın bizi getirdiği bu romantizmden uzak acımasızlıkta, güzel hatırlayabileceğimiz şeylerin de kalması lazım.

Gamze Özmen, Leyla ile Mecnun'u inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Rica ederim Burak Aksak.
“…Dizi bitmesine rağmen hala sevgisini bizden esirgemeyen, benim bile unuttuğum sahneleri bana hatırlatacak kadar dizinin takipçisi olan Leyla ile Mecnun seyircisine teşekkür ederim…”
Böyle demiş Başlarken kısmında Burak Aksak. Ben de ilk kısmını üzerime alındığımdan cevap hakkı doğdu.
Kitabı ilk aldığımda yarısından fazlasını okudum. Sonra da hemen bitmesini istemediğim için uzaktan bakıştık kendisiyle. Tabi bu bakışma birkaç saat sürdü çünkü iş çıkışı yine kaldığım yerden devam ettim. Yolda yürürken, merdivenlerden inerken, karşıdan karşıya geçerken bile bırakamadım elimden. Bütün bunlara rağmen eve de salimen varabildim.
İlk baskının günahı olmaz derim hep ama bir eksiklik var dayanamayacağım belirtmezsem. Lütfen değerli yayınevi çalışanları gelecek baskılarda kapağa aşağıda yazdığım uyarı yazısını kocaman puntolarla ekleyebilir misiniz?
DİKKAT! BU KİTABI TOPLU TAŞIMADA, ÖZELLİKLE AT KAFASI YAŞAMAYAN VE AT KAFASI YAŞAYANLARI ANLAMAYAN İNSANLARIN ARASINDA İKEN OKUMAYINIZ.
Ben çektim, gelecekte okuyacaklar çekmesin. Evdekiler ve iştekiler alışmış artık okurken gülme krizi geçirmeme, ' fiççiçu,fiççiçu, fiççiçu...' şeklinde ortalıkta dolaşmama fazla aldırmıyorlar. Fakat metrodakiler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Kitaba başlarken daha önce diziyi izlediğim için şimdi kitaptan aynı tadı alamazsam korkusuna kapılmadım değil. Neyse ki Burakcım Aksak yine kalemini konuşturmuş. Hem katıla katıla gülüp hem de hüngür hüngür ağladım mı? Evet. Kitap hem dizi ile birlikte hem de diziden ayrı mı? Evet.
Kitabı okurken eski bir dostla tekrar buluşmuş gibi oldum, diyemeyeceğim çünkü Leyla ile Mecnun'u hayatımdaki eskiler dosyasına koymadım hiç. Diziyi izlediğimden ve müptelası olduğum zamandan itibaren at kafasında yaşıyorum hayatı. En sevdiğim dizi nedir sorusuna vereceğim ilk cevap Leyla ile Mecnun. Böyle dizi kelimesini kullandım ama LİM benim için sadece bir dizi değil. Mecnun karakteri ile o kadar benziyoruz ki bir ara 'Acaba Burak Aksak beni mi anlatıyor, ben ne ara tanıştım ki beni anlatsın' tarzı sorularla beynimi yakıp paralel evren ve silinmiş hafızalar gibi çoook mantıklı(!) teoriler üretmişken Mecnun’un matematiğinin sıfırın altında bir seviyede olduğu benim de matematik sevdalısı bir insan olduğum aklıma geldi de gerçekliğe dönebildim çok şükür.
Dizinin müptelası olanların kendini kolayca bulabileceği, diğerlerinin 'üff ne var bu kadar abartacak' diyeceği bir kaç örnek vermek istiyorum: Ben bir zamanlar 'İstanbul Hanımefendisi Türkçesi' ile konuşurdum LİM den sonra soru eklerini cümlenin ortasına veya kelimenin tam göbeğine yerleştirmeye başladım. İnsanlarla konuşurken anlamadığım yerlerde 'Neağmiş' 'Nasııılll' demekten kendimi alamıyorum. Kendimi savunma amaçlı kurduğum ilk cümle: Aşkolsun ben öyle bir insan mıyım? Dizinin çekildiği yere gitmeye kalbim dayanmaz ama denizde isem karaya doğru, karada isem denize doğru mutlaka el sallarım. Etrafımda deli olduğumu düşünerek bana bakanları da umursamam. Babama 'İsmail Abiii' diye seslenip, bana seslenenlere 'hooopp' cevabını veriyorum. Para saymak benim için işkence çünkü hep 'yüs,yüs,yüs... ' diye sayıyorum ve saydığım para miktarı kafamdan silinip gidiyor. (Bir diğer sebep saydıklarımın hepsinin 100 lük banknot olmaması) Bunların çoğu istemsizce oluyor, LİM bir virüs gibi sızdı hayatıma ben de çok memnunum durumdan. Hala Bakırköy den beni götürmeye gelmediklerine göre herkes memnun hayatından.
Diziyi hiç izlemeyenler için eklemek isterim ki Burak Aksak ın LİM hikayesi, tanıtımı okuduğunuzda sanki Fuzuli nin efsanesine saygısızlık gibi görünebilir. İlk okuduğumda ben de 'Bu ne yaa dalga mı geçiyorlar koskoca Fuzuli ve Leyla ile Mecnun aşkıyla' diye düşünmüştüm. Ama absürd komedi bir diziye göre aşk o kadar naif, insan ilişkileri o kadar içten işleniyor ki, yaşadıkları absürt,sıradışı, olağanüstü, gerçekdışı olaylara rağmen karakterler o kadar bizden ve bizim gibi ki kendinizi kaptırıyorsunuz. Burak Aksak da bütün bunları kitaba şahane yansıtmış. Naçizane tavsiyem okutun, okutturun. Ben okudum, ben kahkaha atarak okurken arkadaşın da canı çekti. Böyle böyle yayılacak LİM virüsü. Hep zararlı ve kötü şeyler mi yayılacak dünyaya? Biraz da güzellikler hüküm sürsün dünyada.
Unutmadan son söz: O gemi bir gün gelecek!

O sustu, ben sustum, konuşmadık bir müddet. Halbuki aynı şeyi düşünüyorduk. Bir kuş evin duvarına çarparak can verdi o anda. Ve ben dayanamadım: şu kuş kadar cesur olamadık seninle konuşurken...

Li-3, Selam Olsun Çocukluğuma'yı inceledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi

İNCELEME DEĞİL, 90'LARA AĞIT :)

Selam olsun o polaroid renkli 90'lara...

İlgili şarkımız : https://youtu.be/QVbD9lKVszE

Sene 2002. Hala ilkokul dörde gidiyorum. Okul bitmiş karneler dağıtılmış. Ben de kaideyi bozmadan, taktir teşekkür ne kadar saçma ve rencide edici şey varsa almışım.

Öğretmen olan abim de bana yaz tatili için bu kitabı almıştı, küçük ilçemizdeki küçük kırtasiyeden. Kitap okumak ta neymiş arkadaş.

Dışarıda şahane bir hava, güneş, orman arkadaşlar, bisiklet, uçurtma, misket, körebe, topaçlar tasolar, sporcu kağıtları, meybuzlar, atari salonları, mahalle maçları, kavgalar, kaçmalar, kızları kovalamalar, kuran kursunda tespih maçı yapmalar ve güreşmeler, çimenler üzerinde yuvarlanmalar, ormana pikniğe gitmeler, yaz geceleri ateş başı muhabbetler arkadaşlarla, bölgesel radyodan istek parçalar isteyip sevdiğimiz kızların da aynı anda aynı radyoyu dinleme ve sözlerimize şahit olma olasılığının vermiş olduğu kelebekli duygular... Güzel günlerdi be. Bazen düşünüyorum da, geçmiş sırtımızda bir kambur gibi. Onunla yaşanmıyor. Attığımız zaman ne de çok ferahlıyor insan kamburunu. Ne demişler;
geçmiş güzel bile olsa can yakar en az kötü zamanlar kadar.

Tüm bunlar varken hayatta hangi çocuk kitap okuyabilir ki? Ben de okumadım zaten.

Aradan zaman geçti eski tatların rengi solunca yeni bir tat aradım. Bu kitabı hatırladım sonra. Aldım elime okudum ve o andan itibaren okumaktan ve özellikle öyküden-öykücülükten müthiş bir haz almaya başladım. O yaşımda başladım öyküler yazılar karalamaya. Benim de söyleyecek sözlerim, kağıtlara dökecek düşlerim vardı ve yazdım. Yazdım okudum yine yazdım.

Belki de beni okumaya-yazmaya başlatan kitap bu olabilir. Çocuk kalbi ile aynı dönemde okumuştum. O yüzden hangisi önce kestiremiyorum.

Kitapta küçük öyküler var. Çocukluk anıları ve öyküleri. O kadar sıcak ve içten ki, okuduğum zaman sanki o olayları ben yaşamış sanmıştım vaktiyle. Çok hoş bir derleme olmuş. Kitabın hala bir baskısı var. Abimin hediyesi. Kapağından ise adım soyadım sınıfım okul numaram... O çağlarda beni tanımlayan ne varsa yazmışım. :)

Bu kitabı bulursanız okumanızı önerebilirim. Hatta ben yeniden okuyup bu yazıyı güncellemeyi düşünüyorum.

Okuyacaklara selamlar sevgiler, çocuksu kalbinizden öperim. :)

Çıkış şarkımız : https://youtu.be/4TYGM2f3830