• Eğer insan ancak kendi karşıtıyla tanımlanıyorsa,ben,et ve kemik olarak tanımlanamazdım ve eğer sevgi ile nefret aynı madalyonun iki yüzüyse ben hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevmiyordum.
  • Kim bilir belki aynı yağmurun altında birbirimizden habersiz yürüdük…
    Belki ben o gün o şehri terk ettim,
    Belki bir daha aynı yağmuru tadamayacağız.
    Senden haberim yok, benden haberin yok.
    Başka insanlar var yanımızda.
    Aşık değiliz.
    Olmayan seni, olmayan beni özlüyoruz.

    Ahmet Batman/Soğuk Kahve
  • Bir yanımdan şafak sökerken bir baştan bir başa
    Her gün selam veriyor güneş kurda kuşa.
    Dört mevsim bir yaşarım, yok cihanda böyle eş,
    Akşamsefasından ufuklardan batıyor güneş.
    İşte ben Anadolu’yum, yiğidim çatıktır kaşım,
    Bir babanın öz oğluyum, yedi kardaşım.
    Yedi oğlum var biri Aras’tır, bir ucunda serhat,
    Bir kızım var Dicle’dir, bir oğlum var Fırat,
    İki ikizim var; Seyhan, Ceyhan kıskançlık verirler yâda,
    Her nesneye can verilir, yeşil Çukurova’da.
    Bir oğlum var, uzun boyludur rengi kızıl ya,
    Bir kızım vardır, kaşları hilaldir adı Sakarya.
    İşte benim ben, ben Anadolu’yum.
    Ben Türküm, Kürdüm, Zaza’yım, Laz’ım, Çerkez’im, Dadaş’ım
    Dedik ya bir babanın öz oğluyum, yedi kardaşım
    Ben Karadeniz’de Lazım Hazar denizinde Abaz’ım
    Bir elimde kemençe bir elimde sazım.
    İşte benim ben, ben Anadolu’yum.
    Ağrı Dağında güvercinim. Bitlis’te Ahlât, Van’da Gevaşım
    Ben Bingöl dağların da çobanım, Muş ile kardaşım.
    Hakkâri’de Ahmed-i Hani Fekiye Teyran’a kuşum
    Ben Cizre yollarında Mem-u Zin ile yoldaşım
    Batman da petrol, Diyarbakır ovasında pamuk,
    Melikahmet dükkânın da kumaşım.
    Siirt’te Koçero Mardin’de Süryani Antep’te Şahin,
    Urfa’da Halil-ul Rahman sofrasında aşım.
    Ben Erzincan’da Terzi Baba Elazığ’da Gagoşum.
    Ben Munzur’da alevi, Sivas’ta kızılbaşım.
    İşte benim ben, ben Anadolu’yum
    Ben Hatay’ da Arabım Habib-i Neccar’a yandaşım
    Ben Malatya, Adıyaman, ben Maraş’ım,
    Ben Kayseri, Kırşehir, Kırıkkale, eğilmez başım.
    Ben Yozgat, Tokat, Ankara vatan duvarında taşım.
    Adana, Antalya, İzmir, Bursa’dan hoşum
    Sakarya, İzmit, İstanbul aşkıylan sarhoşum
    Egede efe Trakya’da Roman Marmara’da Mamoşum
    Ben Yurtta sulh Cihanda barışım
    Ben Kuranı Kerim in ışığında çağdaşım
    Ben Anadolu erenleri Mevlana, Yunus, Hacı Bektaşım
    Ey sevgili! Kendine gel, sen bensin ben sizim.
    Çanakkale’de yatan binlerce kefensizim.
    Beni benden ayırmak ne mümkün,
    Aynı bedenim, aynı kemiğim, aynı tırnağım, aynı dişim.
    Ben anayım, ben babayım, ben dayı, yeğenim, ben eşim.
    Ya Rabbi sana arzu-yu niyazım var ayırma beni haktan.
    Ya rab koru beni düşmanlardan dış mihraklardan.
    Otuz beş yıldır ne baharım var ne yazım, mevsimde kışım.
    Ben üzgünüm, ben kırgınım, ben ağlayan gözlerde yaşım.
    Ben GÜRHAN’IM, garip ozanım, bu topraklarda vatandaşım.

    Ozan Hacı Gürhan
  • "şu bir fotoğrafta gördüğü kadını sevip, resmin orijinali ile karşılaşınca "hanımefendi, ben size değil, resminize aşığım." diyen müşfik şahıs belirdi ve aynı cümleyi yüzümün ortasına söyleyip gitti."
    İlhami Algör
    Sayfa 20 - İletişim Yayınları - 6. Basım, 2014
  • Kitabın son cümlesini okurken hem çok tatmin olmuş hissediyordum hem de daha fazlasını istiyordum. Psikoloji ile ilgilenen hatta daha fazlası geleceğini bunun üzerine kurmak için çabalayan biri olarak benim için ders niteliğinde bir kitaptı. Aynı zamanda da gayet kaliteli ve inanılmaz zevkli bir romandı. Kitabın temel konusu aslında psikoterapide ahlaki çerçeveler, bunun sorgulanması üzerineydi. Tabii can alıcı, akıl karıştıran örnekler ile. Kitapta birçok yan hikaye var denebilir tabii muhteşem bir şekilde birbirine bağlı, güçlü bir örgü ile.
    Uzun zamandır, ileride bir hastam olduğu vakit onun anlattığı çevresine olacak tutumumu düşünüyordum. Bu kitapta bu olay çok farklı bir şekilde sunuluyor ve ben alacağımı aldım.
    Kitabı bitirip bir gözden geçirdiğimde en sevdiğim özellik ise kitabın, belki iyimser bir biçimde, her insanın iyiye gidebileceği mesajı vermesiydi. Günümüz popüler kitaplarında genellikle yazar taraf tutar. Her zaman iyi ve kötü karakter vardır fakat genellikle griliği unuturlar. Bu tarz kitapları çok okumuş biri olarak taraf tutmaya çok yatkınım ve şimdi baktığımda, bunu fark etmemiş olsaydım ileride bu insanlara olan bakışımda bir robotluğa sebebiyet verebilirdi ve bunu asla istemezdim. Bu kitapta bana bunu, başından sonuna kadar nefret ettiğim iki karakteri gayet mantıklı yollarla sevdirerek aşıladı.
  • BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    Bilge Kral kitabına böyle başlamış benim de çok hoşuma gitti ben de bu güzel söz ile başlamak istedim.

    Kral dediğimize bakmayın kendisi kralcılık sistemine karşı tamamıyla demokrasiyi desteklemiştir.

    Kendisini Bosna katliamında ki Türklere yazdığı mektupla tanıma fırsatım oldu ve bazı zekice sözleri misal,
    “Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.”
    sözü kendisi hakkında bir sempati oluşturdu ve bu kitabı okumaya başladım.

    İlk olarak 32.sayfada mucizeleri ve Mehdi'yi reddetmiş ve Mehdi'nin müslümanların tembelliğinden ortaya çıktığını belirtmiştir lâkin hadislerde Mehdi konusunda söylemler bulunmaktadır bu konuya katılmıyorum.

    Japonya ile Türkiye karşılaştırmıştır, şöyle bir söylemde bulunmuştur savaştan sonra ikisi de aynı konumdayken Japonya'nın çalışarak birinci sınıf bir ülke haline geldiğini Türkiye'nin ise üçüncü sınıf bir ülke olduğunu ifade etmiştir lâkin kaçırdığı durum coğrafi konumdur.

    Harem sistemini çok eşlilikle bağdaştırmış bu konu da tartışılır.

    Türkiye'nin gerilemesini alfabesine sahip çıkmadığı için olduğunu söylemiştir evet doğru bir söylem kesinlikle Osmanlıca unutulmuş diller arasına girmemeliydi ama tek neden kesinlikle bu değildir.

    Kadın ve anne için söylediklerine katılıyorum.
    Genel olarak görüşlerine katıldım okunması gereken bir kitap tavsiye ediyorum.
  • Sonra böyle bir korku sardı: yeniden birini tanımak, yeniden ona alışmak, bir daha kendimden taviz vermek, ona adapte olmak, onu sevmek, sevilmek için uğraşmak. Kavgalar, küsmeler. Tekrar eden alışkanlıklar. Ayrılacak mı benden korkusu. Ayrı dünyaların insanlarıyız yüzleşmesi. Seviyor muyum sorguları. Ya sevmediyse boşlukları. Beklemek. Bir mesajını, bir aramasını gitmesini beklemek ya da. Ya daha çok seven ben olursam, bir daha aynı şeyleri çekmeye dayanır mıyım? Böyle iyiydim oysa, şu an gerçekten iyiydim. Ne gerek var yani. O yüzden ona gelme dedim.