Bir film tadı bıraktı ağzımızda kıtabın bitişi. Her an farklı bir şey olabilir, başka bir şey çıkabilir durumuyla okuduğum bu kitap bugün an itibari ile bitti.
1789 Fransız İhtilali ile halkın hükümete karşı olan ayaklanması sonucunda İngiltere ve Fransa devletleri arasında sıkışıp kalan insanları anlatan bir süreçtir. İhtilalin getirdiği hukuk ve yasa değişiklikleri; eski devlete bağlı olan insanları sanki ekmek dilimliyormuşçasına insan öldürdüler. Doktorumuzun kızı adına ilan-ı aşk yapan Darnay, zaman geçtikten sonra evlenir ama unutulmaması gereken şey şudur ki; Sydney adlı karakterimiz Darnay ilanı-ı aşkından sonra aynı kelimeleri Doktor Manette sarfetmiş ve olumsuz sonuç almıştır çünkü Mannet, Darnay kızını vereceğini söz vermişti.
İşte bu yüzdendir ki ; Sydney ulaşamadığı hedefi Darnay'in hayatını kurtararak yapmış gibi görünmekte çünkü hale Lucie'yi derinden bir aşk duymaktadır.
Gaddarca, lazimce, umursamazlık sıfatlarıyla yüklediğim Madame Defarge insanlığın nefret ve kiskanç duygularını içeren bir karakter. Öyledir ki yapacağı herhangi bir hareket masum bir insanın -özellikle o dönemki Fransa- hayatını kolay bir şekilde alabilir çünkü halk ayaklanmasında kadınların payı olmasında en önemli öncülerden biridir kendisi.
Kitabın başında bizlere Fransız İhtilalinden öncesini, anını ve Darnay'in yaşayacak olan hikayesi anlatılıyor. Kitap bir yere kadar sizleri sıkacak olsa da Sydney'in yapmış olduğu özverili davranışı görmek aslında kitabın sizler üzerinde etki bıraktığını görmesini sağlayacaktır. Ve bu yüzdendir ki bu incelemeyi paylaşıyorum.
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,5bin okunma
Psikoloji kitabının çok ta tesirini hissetmediğim, Hristiyan dinini iç içe yaşayacağınız bir otobiyografi kitabıdır. Kitaptan psikoloji olarak beklentinizi düşürmenizi öneririm okumadan önceki okurken bir insanın hayatındaki seçimlerin bilinçdışına ve hayatına etkisini görebilirsiniz.
İnsanlar olarak kendi benliğimizde ürettiğimiz ve yapımızda var olan fikir ve yapıları belli bir düzeyde hayata geçirmek için yaşıyoruz. En basitinden - İnsan yemek ister, aklına yumurta gelir ve yapar. - Bunlar genel olarak otomatik eylemler olduğu için nerde yanlış yaptığını bilse bile bir dahaki seferinde deneyip doğru tuttursa, o önceki yanlış yaptığını unutacak. Bu da psikolojik olarak başkalarının fikirlerini bizim hayatımızı rayına koymada etkisini gözlemleyebiliriz. Burada sıkıntı olan şey şu; İnsanın içi zaten biliyor onu yapmaması gerektiğini ama sanki başka birisine ihtiyacımız var gibi hissediyoruz. Burada insanın egosu önüne çıkmakta bence. Bende bu olmaz, şu olmaz diyerek içine attığı şeylerin günün birinde nüksetmesi böyle düşünen biri için takdire şayen bir durum değildir. Durum aslında bizde başlıyor bizde bitiyor, bütün her şeyi bilmemize rağmen akıl bilmesine rağmen vücut ile aynı tepkiyi vermiyor