Bu birini bir katile karşı uyarmak isterken, yardımına koştuğunuz kişinin sizi katil sanmasına ve buna rağmen kendi felaketinize koşmayı sürdürmenize benzer.
"Amok'un ne olduğunu biliyor musunuz?"
"Amok mu?... Galiba hatırlıyor gibiyim... Malezyalılarda bir tür sarhoşluk..."
"Sarhoşluktan öte bu... Delilik, insanın öfkeden gözünün dönmesi gibi bir şey... Hiçbir alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamayacak kadar korkunç ve dehşet verici bir saplantı... Ben de oradayken benzer vakalar incelemiştim - Başkaları söz konusu olunca insan daha mantıklı ve nesnel bir bakış açısına sahip olabiliyor- ancak bu korkunç sırrın aslını gün yüzüne çıkaramamıştım... Bir şekilde iklimle bağlantısı var bunun, fırtına gibi sinirlere baskı yapan ve onu patlama noktasına kadar getiren bu boğucu ve yoğun havayla... İşte Amok... evet Amok, böyle oluyor: Sıradan, iyi kalpli bir Malezyalı içkisini yudumluyor... oracıkta donuk, ilgisiz ve bitkin bir şekilde oturuyor... Tıpkı benim odamda oturduğum gibi... Ve ansızın yerinden fırlayıp, hançeri kaptığı gibi sokağa koşuyor... sağa sola sapmadan koşuyor,doğruca koşuyor... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna çıkan herkesi, insan veya hayvan fark etmeksizin, hançeriyle yere seriyor ve bu kan cümbüşü onu daha da heyecanlandırıyor... Ağzından çıkan köpükler dudaklarından akıyor ve kudurmuş gibi uluyor... ama o sağına soluna bakmadan koşuyor, koşuyor, koşuyor, acı haykırışıyla ve elindeki kanlı hançeriyle bu korkunç koşuyu sürdürüyor... Köy halkı Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilir... bu yüzden o geldiğinde herkesi uyarmak için 'Amok!, 'Amok"! diye haykırırlar ve herkes kaçar... Ama o hiçbir şey duymadan, hiçbir şey görmeden karşısına çıkan her şeyi yere sererek koşmaya devam eder... ta ki kuduz bir köpek misali öldürülene ya da ağzından çıkan köpükte boğulana kadar....
Bu ateş çiftliğindeki mezarların bize göre üç kat hızla çoğaldığını biliyordum ama insan genç olunca ateşin ve ölümün hep başkalarını bulacağını düşünüyor.
Fakat rastlantılar pırlantadan daha keskindir, sayısız tehlikeleri içinde barındıran kader çoğu kez en umulmadık yerden girer ve kaya gibi en sert mizaçları bile darmadağın etmesini bilir.
Ve kimse de onun güldüğünü görmedi ve bu da hayvanca geliyordu insanlara çünkü konuşma yeteneğinin kaybından belki de çok daha dehşet verici olan -Tanrı'nın hayvanlardan esirgediği- duygunun mutlu ve özgürce dışa vurumu olan gülme yeteneğinin kaybıdır.