Asya şakası sözünden daha anlamsız bir şey bilmiyorum. Bu deyim Haçlı seferleri sırasında çıkmış olmalı. Kalelerinin çıplak duvarlarını, meşe odunundan sandalyelerini bırakarak sefere katılan ve Doğu'nun kırmızı divanlarını, renk renk halılarını, kabzaları renkli taşla süslü hancerlerini görünce gözleri kamaşan yoksul şövalyelerin işidir bu. Bugün Asya yoksulluğundan, Asya ilkelliğinden söz edilebilir ancak. Şaşa, hiç kuşkusuz, Avrupa'nın sahip olduğu bir şeydir artık.
Kars'ta Puşkin'in kullandığı ve sonrasında "Puşkin Şeref Yeri" adını alan hamam hakkındaki düşünceleri:
"Dik, eğri büğrü sokaklardan geçtik. Kötü Türk kaldırımların atların ayağı sürçüyordu. Harap bir evin önünde durduk. Hamam burasıymış."
Şakacı- tumturaklı konuşma tarzını bırakarak normal bir batılı gibi konuşmak zorunda kaldım. Böylece de, biz Ruslara özgü o alaycılığın cezasını çekmiş oldum.
Yolun kenarında birkaç tane mezar taşı vardı. Buraya, Çerkez geleneğince, en iyi binicilik gömülmüştü. Taşın üzerine oyulmuş Kılıç ve hançer tasvirleri, savaşçı dededen savaşçı torunlara anı olarak kalmıştı.