Aşk, insanı Allah'a yaklaştırıyorsa rahmettir; O'ndan uzaklaştırıyorsa adı aşk değil, imtihandır. Çünkü kalbin, Allah'ın dışında herhangi bir şeye ölçüsüzce bağlanması, sevginin değil, nefsin görünmez zincirleridir. Bir insanı hayatının merkezine koyduğunda, şükrü unutuyor, ibadetin tadını kaybediyor ve Rabbini ikinci plana bırakıyorsan, o sevgi artık huzur değil, insanı içine çeken sessiz bir bataklığa dönüşür. Şuuru örter, kalbi meşgul eder ve insanı kendi hakikatinden uzaklaştırır.
2006 yapımı İran filmi "Allah Yakındır", tam da bu hakikati ince bir dille hatırlatır. Film, saf görünen bir sevginin bile insanı Rabbinden alıkoymaya başladığı anda nasıl bir imtihana dönüştüğünü anlatır. En güzel nimetlerin içinde bile hamdi unutan kalbin, nimetin değil, gafletin eşiğinde olduğunu hissettirir.
Başroldeki Rıza ile öğretmen Leyla üzerinden işlenen duygu, yalnızca bir sevgi hikâyesi değildir. Bu, kaderin, sabrın, teslimiyetin ve ilahî rızanın hikâyesidir. Onların yaşadıkları, insana şunu fısıldar: Dünya, kalıcı mutlulukların yurdu değil; kalbin yönünü sınayan bir imtihan meydanıdır.
Rabbimiz affedicidir. İnsan zaman zaman yanılır, duygularına yenilir; fakat kurtuluş, sevgiyi inkâr etmekte değil, onu Allah'ın rızasının önüne geçirmemektedir. Çünkü bazı insanlar hayatımıza bir imtihan olarak girer, bazıları ise bir nimet olarak... Fakat her iki durumda da asıl ölçü, yaşananların bizi Rabbimize yaklaştırıp yaklaştırmadığıdır.
Sonunda geriye yalnızca şu hakikat kalır: Kalbin gerçek sahibi Allah'tır. O'nun yerini hiçbir sevgi dolduramaz. Sevgi, insanı Allah'a götürdüğü müddetçe rahmettir; O'ndan uzaklaştırdığı anda ise kalbin en ağır imtihanına dönüşür.
Melek Mirhat / film yorum