Dağınıklık; bir yaşanmışlık anıtı değil, aksine biriken bir yükün gölgesidir. O yığılmış eşya, sadece fiziksel bir karmaşa değil, zihnin derinliklerindeki çözülememiş düğümlerin, içsel bir düzensizliğin dışa vurumudur.
Gerçek yaşanmışlık, ruhun huzurlu bir düzene kavuştuğu, her parçanın ait olduğu yerde nefes alabildiği o berraklıkta parlar. Dağınıklık ise, hayatın durakladığı, ertelendiği ve kendi içinde boğulduğu bir bekleme odasıdır.