Büyülü gerçekçilik akımı ile yazılan kitaplar, bize gerçek olanı fantastik bir şekilde göstermeye dayalıdır. Kitabı okumadan önce "büyülü gerçekçilik" kavramı ile tanışırsanız, kitabı okuduğunuzda nasıl kurgulandığını daha iyi anlayabilirsiniz.
Marquez'in kalemine ve kurgu dünyasına büyükannesinin anlattığı hikayelerin etki ettiği söylenir. Bu kitabın yazılması da kendisinin gazetecilik yaptığı dönemde yazılacak bir şeyler bulma amacıyla Santa Clara Manastırına gönderilmesiyle başlamış; büyükannesinin anlatılarıyla da süslenmiş diyebiliriz.
Aile içinden başlayarak topluma mal edilen çatışmalar göreceğimiz kitapta, sevgi-sevgisizlik, bilim-din, yaşam-ölüm gibi temel zıtlıklar göze çarpıyor. Sierva Maria isimli bir kızın, kuduz olan bir köpek tarafından ısırılması ile başlayan olaylar bambaşka bir hal alıyor. Çünkü, kız üzerinden oldukça zaman geçmesine rağmen kuduz belirtisi göstermiyor. Bunun üzerine kızın ilginç tepkileri -ki tamamen yetiştiği ortamın köle ortamı olmasından kaynaklı olarak diğer insanlara hareketlerinin farklı gelmesinden ve özellikle anne sevgisi görmemesinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum- içine cin girdiğine yönelik dedikoduların çıkmasına yol açıyor. Kızın babası kızı önce bir doktora götürse de sonrasında manastıra kapattırıyor. Manastırda geçirdiği günler sürecinde bir de aşk hikayesine tanık oluyoruz. Yine çatışmaların iç içe olduğu bir aşk hikayesi...
(Kitabı okumayanlar, aşağıdaki paragrafta kitabın sonuna yönelik spoiler bulunuyor, bilginize.)
Çok ilgi çekici bir anlatımı olmasa da kitabı okuduktan sonra üzerine düşünüldüğünde bazı noktaların daha net anlaşıldığını söyleyebilirim. Mesela, kitabı okumaya başlamadan önce kitabın adına çok anlam yükleyememiştim. Ama şimdi düşünüyorum da, Sierva Maria'nın ölümüne sebep olan sizce "aşk"