Acılar paylaştıkça azalır, sevinçler ise paylaştıkça çoğalır derler. Peki ya yalnızlığa esir düşmüş insanlar ne yapmalı acılarını, sevinçlerini; ya da yalnızlığı seçenler?
…
Bu yüzden yalnızlığa terk edilmiş insanlar şanslı, yalnızlığı seçen insanlar ise akıllıydı; çünkü kendinden başka kimseyi bilemezdin tüm şeffaflığıyla; gülüşünün ardındaki hinliği, senin için döktüğü gözyaşının altında gizlediği kini… Emin olamazdın asla.
Tesadüflerin oyuncağı olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımızda ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?