Sonra yatak odama girdim. Yorgundum. Düşünemeyecek denli yorgundum. Bir an önce soyundan, yıkanıp yatsam...Uyusam, uyusam...Hiç uyanmasam. Çünkü biliyorum, yapacağım hiçbir şey kalmadı artık. Ne kadar yorulsam boş.
Ama yeterince yaşanmadan da ölünmüyor ki!
Keşke daha az okuyaydı. Şöyle orta halli bir memur olaydı. Evini geçindirecek kadar. Namuslu, efendi biri. Ne yaptığını, ne ettiğini kafasından neler geçirdiğini bileydim. Derdinden dilinden anlayaydım. Herkes gibi olaydı da, anamdır deyip karşısına alaydı beni. İki çift laf edeydi. Nedir bu? İşte koydu gitti. Bir kötü kamyon dayadı kapıya. Sonra çekti gitti. Sanki kendi hiç evlenmeyecek, çocuğu olmayacak, günün birinde ona da kafa tutan bulunmayacak.
Sabire Hanım'ın oğlu doğru duran bir adam değildi besbelli. Sanki dünyayı düzeltmek ona kaldıydı. Beyinsiz. Sen önce ananla ilgilen...Öyle değil mi ama?
Sanki vatan hainiyiz. Öyle bakıyordu bize. Neymiş, altımızda uyduruk bir araba, buraya tatil yapmaya gelmişiz, bir de evimiz var. Bütün bunların neler pahasına sağlandığını bilmek, araştırmak gereğini duymuyorlar bile. Kinlenmek, horlamak kolaylarına geliyor.