Narsisizm sözcüğü, bir Yunan söylencesi olan, aşık olacağı birini aramak üzere yola çıkan yakışıklı genç Narkisos'tan geliyor. Efsaneye göre, güzel su perisi Eko, Narkisos'a aşık olur ve onun söylediği her şeyi tekrarlar ama Narkisos onu reddedince gözden kaybolur. Narkisos kusursuz bir eş aramayı sürdürür, ta ki bir gün suda kendi yansımasını görene kadar. Narkisos kendi yansımasına aşık olur ve ölene dek gözlerini ondan ayırmaz.
Çocuğunuza Mesih'miş gibi muamele etmek, "Ben Özelim" diye şarkılar söyletmek ve üstünde "Senin İçin Fazla Havalı" yazan tişörtler giydirmek, temel kendine saygı duygusunu değil, narsisizmi aşılar.
Yine narsisizmi hızlandıran bir diğer unsur ise internet kullanımı. "Blog"lar, YouTube ve MySpace gibi uygulamalar bir tür "bana benim alanımdan bak" mantığı güden "benim alanım nesli/ MySpace generation" oluşturuyor. Bu mantık; "sürekli eğlenmeliyim", "sahip olduğunla böbürlen", "tüketmek başarı demektir", mutluluk dediğin şey cinsellikte yatar" düşünce ve davranış tarzlarını getiriyor. İnternet üzerinden kurulan sanal ilişkiler; gerçek, samimi, karşılıklı özveri üzerine oturması gereken derin ilişkileri sığlaştırıyor, sahteleştiriyor. Bunun ağır bedeli ise çokluk içinde yalnızlık.
Leğene su doldurup bacaklarımı yarıya kadar sokuyorum; ıslak bir toprak kokusu geliyor, şöyle girip yıkanabileceğim kocaman banyolara dalıp gidiyorum; bir buğu sarıyor, ak sabunlarla yıkanmış, tertemiz, kışlık, yer yatağı kabartılmış, çarşafları o sabundan kokuyor. Anne, hani beni küçükken yıkadığın o ak sabunlar nerede?
Ta 1896 yılında cinsel yaşamla ilgili bazı önemli vurguların kökeninde çocukluk yıllarının önemini ısrarla vurgulamıştım ve o tarihten bu yana da çocukluk etkeninin cinsellikte oynadığı rolü vurgulamaktan hiçbir zaman geri durmadım.