İmam-ı Gazâlî bu eserine orucu, imanın dörtte bir rüknünden biri olarak ele alarak başlar ve kitabı üç ana bölümde inceler. Giriş kısmında orucun ayet ve hadislerle dinimizdeki yerine dikkat çeker.
Orucun diğer ibadetlerden en önemli farkı, mükâfatının miktarının belli olmamasıdır. Çünkü oruç yalnızca Allah için tutulur ve karşılığını bizzat Allah verir. Nitekim hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Her iyilik on katıyla değerlendirilir, bu yedi yüz katına kadar çıkar. Ancak oruç böyle değildir. Çünkü o yalnızca Benim içindir ve onun mükâfatını Ben vereceğim.” (Buhârî, Müslim)
Gazâlî’ye göre oruç sadece aç ve susuz kalmak değildir. Oruç, şehevî arzuları bastıran ve nefsi dizginleyen bir kalkandır. Bu kalkanı hakkıyla kullanan kimseler, Peygamber Efendimiz’in (sav) müjdesiyle, ahlak ve değer bakımından bazı meleklerin derecesine yükselirler.
Oruç, nefsi zayıflatarak şeytanın etkisini kırar. Böylece kul, Allah’ın dinine yardım etmiş olur ve şu ilahî vaade nail olur:
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed, 47/7)
Gazâlî, Ra’d Suresi’ndeki şu ayetin orucun hakikatini çok veciz şekilde açıkladığını belirtir:
“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirmedikçe Allah da onlara verdiği nimeti değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)
İnsanın değişimi, şehevî arzuların esaretinden kurtulmasıyla mümkündür. Çünkü bu alan, şeytanın en rahat cirit attığı yerdir. Şeytanın etkisi sürdükçe, kul Allah’ın celâl ve azametini gereği gibi idrak edemez ve O’na yakınlığa erişemez. Nitekim Resûlullah (sav) şöyle buyurur:
“Eğer şeytanlar Âdemoğlunun kalplerinde dolaşmasalardı, göklerin melekût âlemini seyrederlerdi.”
Gazâlî, “Salihlerin Orucu” başlığı altında, orucun gerçek faziletine nasıl ulaşılacağını maddeler hâlinde