Bu kitap benim için inişli çıkışlı ama güçlü bir okuma deneyimi oldu.
En baştan söyleyebilirim ki: Bu hikâye gerçekten büyük.
İlk sayfalardan itibaren tempo yüksek. Çoklu olay örgüsü nedeniyle genel ilerleyiş zaman zaman yavaş hissettirse de, sahne içinde akıcılık var. Özellikle ikinci kısımdan sonra kitap tam olarak benim sevdiğim tempoya ulaştı.
400. sayfadan sonra ise ilk kez gerçekten duygusal olarak etkilendim. Anlatımın güçlendiğini, gerginliğin daha iyi verildiğini hissettim. Ve o noktada şunu fark ettim: Bu seri, başından beri beni bu finale hazırlıyormuş.
Yazarın en güçlü yaptığı şey bence burada ortaya çıkıyor.
Serinin başında yapılan en küçük iyilik bile yıllar sonra geri dönüyor. Hikâye adeta bir kelebek etkisi gibi işliyor.
Ama…
Benim için en büyük sorun, yazarın zirveye ulaştığı yerde durmaması oldu. Heyecan çok uzun süre yüksek tutulmaya çalışılıyor ve çözülmesi gereken yerde bile hikâye uzamaya devam ediyor. Bu da bir noktadan sonra o gerginliğin kopmasına neden oldu.
Savaş sahnelerini genel olarak çok sevdim, gerçekten sinematikti. Ama bazı yerlerde fazla uzatıldığını hissettim.
Birçok güçlü anın tek bir savaş içine sıkıştırılması, bir süre sonra etkisini azaltıyor.
Aksiyonun içine yerleştirilen uzun diyaloglar da zaman zaman tempoyu düşürdü. Ve bu yüzden, aslında çok iyi kurgulanmış bir final bölümü bende beklediğim etkiyi tam bırakamadı. Sonunda biraz “gazı kaçmış gazoz” hissi kaldı diyebilirim.
Bir de serinin genelinde olduğu gibi bu kitapta da yazım ve editöryal hatalar dikkatimi çekti. Bu da okuma deneyimimi yer yer zorlaştırdı.
Ama tüm bunlara rağmen…
Bu kitap benim için bir ödül gibiydi. Yer yer sıkıldım, hatta bırakmayı düşündüğüm anlar oldu.
Ama şimdi dönüp baktığımda, yine okurdum.
Sonuç olarak:
Kusursuz değil ama çok güçlü bir finaldi.
Ve