fifth avenue ׁ ?

fifth avenue ׁ ?
@rahimdebogulus
sınırlandırılmış kafalar sonsuz kafaları kavrayamaz
20 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
Düşündüm ki, bir ülkede işveren işçisine kendi yediği gibi yiyebilecek, giydiği gibi giyebilecek kadar maaş verseydi... Parasının ve malının kırkta birinin zekâtını verseydi... İş bulamayanlara devlet işsizlik maaşı verseydi... İşveren işçisine, işçi işverene kardeş muamelesi yapabilseydi... Müsmlümanlar, felsefeyi ve mantık ilmini İslami ölçülerde ele alıp değerlendirseydiler... Bilimsel konularda müslümanlar gerekli calismalarda bulunsalardı... Fennî buluşlarda müslümanların da eskisi gibi yeri olsaydı... İnsan ruhuna gereken önem verilseydi... Komünizm gelir miydi? Asla... Asla asla gelemezdi...
Sayfa 141·Kitabı okudu
Reklam
Sosyalist adi altında ve önemli bir tanım olan devrimciligi, komünistlik addederek insanlar üzerinden tahakküm kurulmasının ve müslümanligi faşistlik üzerinden koministlik zırhıyla değerlendirilmesinin tam olarak günümüz dünyasının modernite anlayışi haline gelmesi... Burdaki başrol sadist ruhlu mentorlerin sağ göstererek sol vuran islamafobikler olması... daha iyi bir dünya için sadece sulh mücadelesi verenlere karşı değil, özellikle Müslümanlara karşı dayatılan işkenceler... adi da gün gibi ortada olan soykırım... ve bir de hala cahil kalmayı tercih eden Müslümanlar sorunsalı yüzünden gün be gün olaya kayıtsız kalan başka insanlar ve hala sessiz kalan bir dünya... bu evrene çok fazla.
"Gerçekliği algılamayan insan aynı zamanda yaşamda var olan gerçekliklerin de kendisinin düşü olduğunu sanır. Düş sandığı bu gerçeklikle istediği gibi oynayabileceğini düşler. Freud’un -gündüz düşleri- dediği şey bu olsa gerek."
Alıntı
Gerçeğin Algısı
Bir denek yıllarca kör gibi yaşadığını ve daha sonraları gözlerinin gerçeklere açıldığını şöyle anlatır: “Etrafımda bir kabuk var derdim. Bir örtü veya içine dönük. Dikkat ediyorum o zar gibi şeyi yırttım. Yahu ilk defa bir şeye baktığımda o şeyi görüyorum ve o şeyi düşünüyorum, yani yaşıyorum. Önceleri ben şu çakmağa bakıyorum derken aslında bakmazdım, yan gözle bakardım, onu yaşamazdım. Mesela İzmit’e giderken yolda dağlar, ağaçlar, tepeler falan bir şeyler var işte; onlara bakardım ama görmezdim, yani ağacın yeşilliğini, çiçeği, dağı şöyle açık seçik, billur gibi yaşayamazdım. Hep bir şeyler vardı, hep böyle içine dönük bir torba gibi vır vır bir şeyler vardı içimde. Her şeyi, yani kendi dışımdaki her şeyi yarı gözle görürdüm. Geçen gün giderken baktım dağlara, meğerse ne güzelmiş. Ağaçlar ne güzelmiş. İlk defa görüyorum etrafımda benden başka bir şeyler olduğunu. Güzeli de görmezdim. Bak buldum. Tam algılamazdım, yarı algılardım da bir de görüyorum sanırdım. İşte şimdi bunu yaşamak istiyorum, yani ne varsa onu tam açık seçik algılamayı istiyorum…” Bu denek dış gerçekleri algıladığını ve artık bu gerçeklerle yaşadığının ayırdına varmış. Bir de iç gerçeklikleri algılama var. Zor olan da bu iç gerçekleri algılamak ve onlarla yaşamak. Ancak onları kabullenmek işimize gelmiyor. Çünkü onları bilmemek bizi rahatlatıyor.
Alıntı
Reklam