“Çocukken kitaplar, elimden hiç düşmeyen sihirli kapılar gibiydi. İnce parmaklarımın arasında tuttuğum her kitap, beni bambaşka diyarlara götürür, tanımadığım insanlarla tanıştırır, hiç bilmediğim duygularla tanışmamı sağlardı. Sayfaların o kendine has kokusunu hâlâ hatırlıyorum; biraz mürekkep, biraz kâğıt, biraz da hayallerin kokusu… O zamanlar inanırdım ki, bütün hikâyeler mutlu sonla biter. Kahramanlar en sonunda kavuşur, kötüler yenilir, kalpler kırılmaz. Sonra Aşk ve Gurur’la tanıştım. Bu kitabı ilk kez elime aldığımda, belki de bana sadece güzel bir aşk hikâyesi anlatacağını sandım. Ama sayfaları çevirdikçe gördüm ki bu hikâye, aşkın ötesinde; gururun, ön yargının, yanlış anlamaların ve değişimin hikâyesiydi. Elizabeth Bennet… Onun zekâsı, sözlerini sakınmadan dile getirişi, kendi değerlerinden asla ödün vermemesi, bana çocukluğumdan beri hayalini kurduğum cesur karakterleri hatırlattı. Belki de her zaman içimde bir yerlerde güçsüz olduğumu hissettiğimden, onun cesurluğu bana ilham vermişti. Bazen gülümsedim, bazen ‘keşke ben de böyle olabilsem’ dedim. O, bana insanın kendi sesini bulmasının ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Eğer bir insanın sesi yoksa, kendi benliği de olmuyordu. Sesi olmayanın karakter kimliği dalgalı bir denizde batmakta olan bir gemi gibi çırpınıp duruyordu.Ve Darcy… İlk başta mesafeli, soğuk, hatta biraz kibirli geldi. Ama hikâye ilerledikçe gördüm ki bazen en derin duygular, gururun kalın duvarlarının ardında saklıdır. O, bana en güzel değişimlerin, sevdiğimiz insanlar uğruna gururumuzu bir kenara bıraktığımızda yaşandığını gösterdi. Onun dönüşümü, kalbin ne kadar güçlü olabileceğinin kanıtıydı. Aşk fedakarlıklara değerdi. Aşk eğer doğru kişiyi bulduğuna inanıyorsan çoğu şeye değerdi. Aşkta gurur olmazdı, aşk belli kalıplara sığmazdı, o