Sanırım ilk defa tek kitaplık bir fantastik/distopik roman okudum. Yazarın aynı evrende geçen bağımsız romanları da var. İkisi çevrilmiş, üçü çevrilmemiş henüz.
Kitapta çok fazla gözüme batan şey basım/yazım hatalarıydı. Evet hepimiz insanız ve 400 sayfalık bir kitap ama hata 2-3 kere olur, bu kitapta 10dan fazla hata vardı. Yabancı yayınlarının bu kitabı düzenlemeye alması gerekiyor. Harf atlamaları, aynı cümlede birden fazla gereksiz soru edatları, eksik kelimeler, eksik ekler, sırası karışmış harfler (örn: gledim gibi) Görmezden gelebileceğimden çok daha fazlaydı.
Bol aksiyonlu maceralı heyecanlı bir kitap değildi. Bence oldukça durağan ilerledi. Son kısımlarda olay çözüldükçe hızlanmaya başlasa da ilk 250 sayfanın akmadığını düşünüyorum. Bir şeyler yaşandı ama son 100 sayfaya hazırlık gibiydi. Temelleri atıldı.
Hava uyanıyor serisinden de tanıdığım kadarıyla yazarın dili böyle. Yavaş başlatıp sizi kitaba alıştırmaya çalışıyor, aynı zamanda her şeyin başta hızla yaşanmasının mantıksız kaçacağının da farkındayım ve yazar yavaş yavaş olaylara zemin ayarlıyor fakat ben yine de bazen sıkılıyorum. Yazarın yaptığı mantık açısından doğru olsa da ben sabırsız bir insanım sanırım. Kitapta uzun bir yol varsa o yol gerçekten uzun sürüyor. Onlarca sayfa o yolda yaşanan ufak ve önemsiz olayları okuyoruz. Önemsiz demek de haksızlık olur ama bir okuduğum sayfalara bir de kaydadeğer olaylara bakınca terazi eşit olmuyor.
Son 80 sayfaya kadar puanım 5/10 falandı ama son sayfaların güzelliği kitabın değerini gözümde yükseltti. Sonunu açar yine okurum. Olayların çözülmesi ve bağlanması kısmında çok eğlendim. Keşke devamı olsa bile dedirtti ama bu konuyla seri gelmezdi, ilk kitap tam tadındaydı.
Bu kitap beni çok fena reading slumpa soktu. Başladığım gün yarısından fazlasını okudum ve yaklaşık 150 sayfa kala dayanamayıp bıraktım. 3 haftadan fazla bir süredir ne bunu okuyabildim ne de başka kitabı. Seriye yazık olmasın diye yarım da bırakamadım, karakterleri unutmaktan korkarak kendimi okumaya zorladım en son.
Kitapta bazı sahnelerde karakterler 4. duvarı yıkıyordu, bu özellik hoşuma gitti. Yani başroller zaman zaman okura seslendi, konuştu, karşılık bekledi. Kitaba dahil hissettim. Daha önce bunu hiçbir kitapta yaşamamıştım ve sevdim. Her kitapta böyle olsun diyemem ama bu kitaba yakışmıştı.
Konu ve işleyiş olarak çok fazla bunalttı. Artık bitsin istedim çünkü zevk vermiyordu. Aksilik üstüne aksilik, daha fazlası olamaz artık dediğim her noktada yazar bir kez daha tokadı bastı. Kendime gelemedim. Böyle hayat olmaz olsun diye kendimi atacaktım en son, öyle bir aksilik silsilesi peşlerini bırakmadı. Tam güzel şeyler olacağının sinyali verilmişken diyorum ki 'işte o zaman bu zaman, şimdi her şey iyiye gidecek.' Sonra yazar gücün kimde olduğunu hatırlatarak bir tokat daha basıyor yüzüme. O güzel olaylar ışığının parıltısı daha gelemeden giderken üstüne daha da kötü şeyler oluyor. Daha önceki olayı sindiremeden gelen hamleyle diyorum ki, bu jarakterlere ölüm bile lütuf olur artık. O kadar çaresiz ve dipteler. Kaosu, çaresizliği bu kadar top noktada yaşadığım başka kitap olmamıştır.
40 sayfa kala olaylar çözülmeye başladı. Düşündüm, 600 sayfadır kabus gibi giden olaylar 40 sayfada nasıl çözülecek dedim. 600 sayfanın mağlubiyetini 40 sayfada nasıl çevirecekler? Son çare bir mucize olmasıydı.
Benim tek sorunum bitmek bilmeyen kaos. Yazar çok acımasızdı Karakterlere asla gün yüzü göstermedi. Dibe batmanın bir sınırı yoktu. Bu insanların günahı neydi diye
Nessahira 3Esin Kıroğlu · Hyperıon Kitap · 201716 okunma