Gazâlî, tenkit ve nasihatlerini sadece âlimlere, sofilere ve sair tabakalara yapmıyor, bilakis onun tenkit ve nasihatleri müslümanların idaresini ellerinde bulunduran sultanları ve vezirleri de kapsıyordu. O her daim ümmetin ıslahının bu iki gurubun ki onlar ilim ehli ile siyaset ehli olanlardır ıslahıyla olacağını söylüyordu. Bunlar öyle iki guruptur ki düzelmeleri halinde insanlar düzelir, bozulmaları halinde de insanlar bozulur. Gazâlî her daim şu sözü söylerdi: "Kabul edilecek bir duam olsa bunu sultan için kullanırdım. Zira Allah onun ıslahıyla birçok kişiyi ıslah eder."
Halbuki oruçtan gaye, mideyi aç bırakmak, heva hevasatı kırmak ve böylece nefsi takvaya alıştırmaktır. Bu, orucun başta gelen hedefidir. Fakat mide sabahtan akşama kadar aç bırakılır, tam akşam zamanı yemeğe karşı şehvetle isteği kabardığında, ona lezzetli yemekleri yedirip doyurursa, onun iştahı daha da fazlalaşır ve kuvveti daha da gelişir. O zaman öyle şehvetler baş gösterir ki şayet nefis eski âdetlerinde bırakılıp oruç vesilesiyle bu kadar çeşitli yemeklerle beslenmeseydi, daha sakin olurdu. Binâenaleyh orucun ruhu ve özü, şeytanın elinde serlere sevk etmek için vesile olan nefsin kuvvetlerini kırmaktır. Bu ise, ancak iftar zamanında az yemekle hasıl olabilir. Yani eğer oruçlu olmasaydı, akşamleyin ne yiyecekse oruçlu olduğu takdirde ancak onunla iktifa etmelidir. Eğer bütün gün yiyeceklerini toplayarak hepsini üst üste iftar zamanında yerse, o zaman orucundan herhangi bir fayda temin edemez.