Roman hem savaşın hem de insanın iç dünyasının çelişkilerini zarif bir sembolizmle anlatıyor.
Yazar, Şam’ın harap olmuş sokaklarında dolaşan bir zürafa figürüyle, yıkımın ortasında bile güzelliğe, hayale ve yaşama tutunan bir ruhun hikayesini kuruyor.
Zürafa kimi zaman bir masal kahramanı, kimi zaman da insanlığın kırık bilincine dönüşüyor.
Alrez’in dili, şiirsel bir melankoliyle örülmüş; okur, her cümlede hem bir hüzün hem de derin bir direniş sezgisiyle baş başa kalıyor.
Roman, politik göndermelerin ötesinde, insanın yalnızlığını, hatırlamanın acısını ve anlam arayışını büyüleyici bir atmosferde işliiyor aslında.
Yazarın Rus kültürüyle harmanladığı anlatı, Şam’ın çok katmanlı kimliğine farklı bir boyut kazandırıyor. “Şam’ın Uykusuz Zürafası”, savaşın ortasında bile şiirle nefes alabilen bir roman; sessizliğin içinden gelen o uzun boyunlu varlık, adeta hem insanlığın hem de umudun boynunu göğe uzatıyor. Keyifle oku.