Odun Kesmek, olaylardan çok bilincin kendisini anlatan bir romandır. Metnin görünen yüzünde yalnızca iki olay vardır: Joana’nın ölümü ve ardından Auersbergerler’in evinde düzenlenen “sanatsal akşam yemeği”. Ancak bu iki olay, anlatıcının zihninde sürekli genişleyen, dallanan ve durmaksızın kendini yineleyen bir düşünce akışıyla kuşatılıyor. Okur, bir hikâyeyi takip etmekten çok, başka bir zihnin yani anlatıcının içine kapatılıyor.
Bernhard’ın temel hamlesi, mekânı neredeyse sabitleyip (berjer koltuk, salon, akşam yemeği) zamanı ve düşünceyi serbest bırakmasıdır. Anlatıcı; geçmişe sıçrayarak olayların perde arkasının aktarır, daha sonra sofradaki bir ayrıntıya takılır, ardından kendi yargıları, eleştirileri ve değerlendirmelerine geçer. Zihin hiç susmaz. Bu durum okur için yorucudur; fakat bu yorgunluk bir kusur değil, metnin bilinçli olarak kurduğu bir etkidir.
Bu durum okuru; anlatıcıyı anlamaktan çok, anlatıcıya dayanmaya da itiyor. :)
Metin boyunca kelimeler, ifadeler, isimler - Auersbergerler, Burg oyuncusu, sanatsal akşam yemeği, berjer koltuk..- gibi defalarca yineleniyor. Bu tekrarlar benim gibi klasik okurlar için rahatsız edici olabilir. Ancak Bernhard’ın amacı dilsel zarafet değil, zihinsel baskı. Anlatıcı nasıl aynı düşüncelere saplanıp kalıyorsa, okur da aynı cümlelerin içinde dönüp duruyor. Bazen bu kısımları tekrar tekrar okumak da beni yordu diyebilirim ve bu kelime gruplarını atlamayı tercih ettiğimi itiraf edeyim.
Joana’nın ölümü ve “sanatsal akşam yemeği” etrafında şekillenen metin, anlatıcının bitmeyen iç monoloğu aracılığıyla küçük burjuva kültürünü, sahte entelektüelliği ve sanat çevrelerinin ikiyüzlülüğünü sert bir dille sorgular.
Odun Kesmek, fiziksel bir eylemden çok zihinsel bir durumu imler. Anlatıcının düşünceleri, tıpkı odun keser