Anlatamadım seni Fırat’a,
o da sen gibi akar yüreğime derinden derine...
Haykıramadım Cudi’ye seni,
o da sen gibi çatar kaşlarını sevdama...
Sığdıramadım sevdanı Mezopotamya’ya,
o da sen gibi isyanlarda ansızın...
Durduramadım zamanı,
o da sen gibi çeker gider saçlarıma yıldız bırakarak...
Söyletemedim Zin’e seni,
o da sen gibi saklar buseleri bir güne Mem'e...
Gözlerimde Dicle, dudaklarımda senli türküler,
Ne zordur bilir misin be sevgili…
Mezopotamya’da seni yaşamak?
O deniz gözlerin, pusu kurmuş uykuma apansız,
Bir vaktinde gecenin senli anında haince...
Bilir misin pencerelere hayalini çizebilmek?
Ayaz kışta tenimden akan buharlarla sensizliğe inat,
Ne zordur yokluğuna dayanmak,
Gelecekten umutsuz geçmişlerde.seni aramak
umutsuzluk ikliminde,
O kadar kolay mı sanırsın
Mezopotamya’da seni yaşamak…
Ne zordur, bilir misin be sevgili…!
Öyle zor ki; katran gecelere sormak seni böyle hoyratça...
Kara gölgelerde hayalini aramak ne zordur bilir misin?
Poyrazlarda çırpınan yüreğim yüreğine eser seherlerde,
Nostaljik bir melodiye dönüşür rüzgarın o ıslık sesi,
Karışır sevginin avareliği deli başımda,
dört dönerim sensizliğe.
Sevgi istasyonlarında yalnızlığı oynamak