Prof. Kürkçüoğlu, Atatürk'ün Musul sorunundaki tutumu ile, Büyük Zaferden sonra ortaya çıkan "Çanakkale Bunalımı" sırasındaki düşünce ve tutumu arasında paralellik bulunduğunu belirtiyor.
Sonuç
1.Musul kadar Misak ı Milli üzerinde de durulmuş ve bu ikisi, adeta birbirini tamamlayan iki kavram haline getirilmiştir.
2.Müzakerelerde göze çarpan ikinci bir husus da Mecliste koyu bir milliyetçilik havasının mevcut olmasıdır. Bu milliyetçilik duygularının kaynağı ise, Milli Mücadele'de peş peşe kazanılan zaferler olmuştur.
3.Musul konusunda, Atatürk ve Hükümet ile Meclis arasında esaslı bir görüş farkı olduğu gerçektir. Hükümetin ve tabiatıyla Atatürk'ün üzerinde durduğu husus elde edilmesi zor olan şeylerde taviz verip ... "tam bağımsızlığı" gerçekleştirmek olmuştur.
Hüseyin Avni Bey'in, Musul'un satıldığından söz etmesi üzerine, Bolu Milletvekili Nuri Efendi, oturduğu yerden, "Pahalı vermek için yüz bin Anadoluluyu daha öldürmek mi lazım?" diye bağırmıştır.
Eğer Osmanlı Devleti, Kıbrıs'ta zorlama bir Islamlaştırma politikası takip ederek bu adayı Müslüman toprağı haline getirmiş olsaydı, hiç şüphe yok, bugün Türkiye için bir "Kıbrıs Meselesi" ortaya çıkmayacağı gibi, Yunanistan'ın da Kıbrıs üzerinde hiçbir iddiası olamayacaktı. Dolayısıyla, Yunanistan bugün bir "Kıbrıs Davası"na sahip ise, bunun Türklerin o geniş ve muhteşem dinsel hoşgörüsüne borçludur.
Fransız tarihçileri de şunları söylemektedir: "Osmanlı padişahları, gayrimüslimleri İslamlaştırma politikası takip etmemişlerdir... Evet, Yeniçeriler Hıristiyanlardan devşirilmiş ve Osmanlılar haline getirilmiş ise de imparatorluğun genel nüfusuna nisbet edildiğinde, devşirilen Hıristiyan çocuklarının sayısı son derece küçük bir rakam teşkil eder."
Mantran