Enes

Enes
@ravachol
INTJ, 5w4.
Geçmişte Sovyet sosyalizmini eleştiren yazarlara ödül verilirken, şimdi durum neredeyse tam tersi biçimde gelişiyor. Türkiye örneğinden yola çıkacak olursak, bilmem fark ettiniz mi? Avrupa’dan ödüller alan yazarların neredeyse tamamı solcu-sosyalist görüşlü muhalif insanlardır ve bunu öylesine kaba biçimde yapıyorlar ki her taraflarından döküle döküle… Diyelim ülkenizde hükümet tarafından tutuklanıp hapsedildiniz, bir kitabınız varsa hemen ödül veriyorlar. Burada aranan tek kıstas, hükümet karşıtı olmak. Ama sorun tam da burada başlıyor. Hükümetler genellikle sağcı ve muhafazakâr; üstelik kendileri de sağcı olmasına rağmen ödülleri solcu muhaliflere veriyorlar. Yani eski Soğuk Savaş döneminin tam tersi yönünde tercihler yapıyorlar. Eskiden Sovyet sosyalizmi karşıtı liberal sağcı muhalifler ödüllendirilirken, bugün ise sağcı hükümetler karşıtı solcu muhalif yazarlar ödüllendiriliyor. Özellikle Türkiye’de hükümet karşıtlığının, muhalifliğin karşılığı Avrupalı ve Amerikalı kurumlar tarafından ödüllendirilmek olurken, PKK şiddetine eleştirel yaklaşan muhalif yazarların bir teki bile bugüne kadar Batılı kurumlar tarafından ödüllendirilmemiştir. PKK muhalifi yazarlar sadece Avrupalı kurumlar tarafından değil, Türkiyeli kurumlar tarafından da ödüllendirilmemiş ve görmezden gelinerek sansürlere maruz kalmışlardır.
Sayfa 80
Reklam
Camus, son iki yüzyılda yapılan devrimlerin bu yıkıcı yanlarını görüp yazması nedeniyle de birçok devrimci romantik yazar ve düşün insanından ayrılır. Batıda, 1917 Sosyalist Ekim Devrimi üzerine güzelleme yapıp beklenti içinde olanların aksine, o, Ekim Devrimi’nin yıkıcı yanlarını teşhir etmiştir. "Bilimsel olduğunu söyleyen bir sosyalizm nasıl oldu da olgulara takılıp kalıverdi böyle? Yanıtı basit: Bilimsel değildi. Bilimsel olmak şöyle dursun, aynı zamanda hem gerekirci, hem önbilici, hem eytişimsel, hem de inakçı olması yüzünden oldukça bulanık bir yöntemden ileri gelir başarısızlığı."
Sayfa 76
Camus, yapmış olduğu bu "devrimci" insan tanımından yola çıkarak devrimlerin geriye bıraktığı bazı sonuçlardan da bahseder. Ona göre, tüm yeni devrimler devletin güçlenmesiyle sonuçlanmıştır: 1789 Napoléon'u getirir, 1848 üçüncü Napoléon'u, 1917 Stalin'i, 1920'li yıllarda İtalya'da çıkan kargaşalar Mussolini'yi, Weimar Cumhuriyeti de Hitler'i.
Sayfa 75
Bir yazarın bir mahalleye, örgüte angaje olmama durumu, başlı başına ona özgünlük katar.
Sayfa 75
Tolstoy'a "katil" diyemememizin en önemli sebebi, henüz kimseler bilmiyorken "katil" olduğunu büyük bir soğukkanlılıkla itiraf etmiş olmasıdır. İşte Tolstoy'un kötü bir geçmişle yüzleşmesi o kadar sahici bir yüzleşmedir ki isteseniz bile o geçmişi bir daha açamıyorsunuz. Kabul etmemiz gerekir ki kapatan iyi kapatmıştır o geçmişi... Hem de bir daha açılmamak üzere. Öte yandan "katil" oldukları halde, katilliklerini kabul etmemiş ve o sorunlu geçmişleriyle yüzleşmemiş olanların "katilliği" sürekli tartışma konusu yapılmaktadır. Misal, Ernesto Che Guevara da savaşta insan öldürmüştür. İnsan öldürdüğünü kabul ettiği halde pişmanlık duymadığı ve sorunlu geçmişiyle yüzleşmediği için Che Guevara'nın bu özelliği sürekli tartışma konusu olmaktadır. Benzer şeyler Yılmaz Güney için söylenebilir. Eğer Yılmaz Güney bu geçmişiyle yüzleşmiş olsaydı, bugün bu kadar tartışılır mıydı? Ama öte yandan savaşta insan öldüren yazar Tolstoy'u bu konuda kimseler eleştirmemekte ve tartışmamaktadır. Çünkü o, henüz kimseler ona "katil" demeden önce kendine kıyıp "katil" olduğunu itiraf etmiştir. İtiraf etmekle kalmamış, bu sorunlu geçmişten savaş/şiddet karşıtı bir edebiyat ve yaşam felsefesi ortaya koymuştur.
Sayfa 72
Reklam