Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Burada anlattığı yazar ve okur tam da kendisidir. İnsan, Proust okudukça ağırlaşır, genişler ve büyür. Proust, eserlerinin kolay anlaşılır olmamasını bilerek, isteyerek yazmıştır. Bu konuda da şöyle der: "Bir dahinin eserinin ilk başta kolayca takdir edilmemesinin sebebi, o çalışmayı yaratan kişinin sıra dışı olması ve insanların çok azının ona benzemesidir. Onu anlama yeteneği olan nadir zihinleri işleyerek dahi beyinlerinin artmasını ve yayılmasını yalnızca ortaya çıkan eser sağlayabilir."
Bir yazar ya özgündür ya da yazar değildir. Yazar, derin ve yalın bir biçimde, bizim onun kötü alışkanlığı diye adlandırdığımız yanıyla özgün olur. O denli özgündür ki, kendinin böyle olduğunun bilincine varmaz bile. Buradan baktığımızda, her yazanın "yazar" olmadığını anlarız.
Bana göre, bir yazarı yazarlıkta özgün yapan şeylerden biri de onun özgüvenidir. Kendine güveni olmayanlar, özgün düşüncelerin ve kitapların yaratıcısı olamazlar. Mesela, bizde Nazım Hikmet'in 1930'larda edebiyat çevresinde, "Putları kırıyoruz." çıkışı, çok cesaretli bir çıkıştır. Özgüveni olmayan ve dışlanmayı göze almayan bir yazar, bu türden bir çıkış yapamaz. Biz, mürit toplumuyuz. Yazarlarımız bile "usta" olarak gördükleri yazarların gölgesinde kalırlar.