Hapishaneden tanıdığım birçok arkadaşım dışarı çıkar çıkmaz izini kaybettirdi. "Eski mahpus" etiketini yememek için hapishane geçmişlerini gizli tutmaya özen gösterdiler. Çoğu, on yıl, yirmi yıl kaldığı hapishane geçmişlerini geride bırakıp unutmaya çalıştılar. Peki, gizleyebildiler mi? Hayır! Unutabildiler mi? Hayır! Bir insanın hapishane geçmişi unutulacak, gizlenecek bir şey değildir. İnsanın geçmişi çöp değil ki çıkarıp kapının önüne koysun. Doğru olan, o sorunlu geçmişle yüzleşmektir. Ben ikincisini yaptım. Devrimci şiddete bulaşmış benim kuşağım günahkârdır, ben onların günahlarını üstlendim. Belki de içlerinde en günahsız olan bendim; elime hiç silah almadığım, kimseyi incitmediğim hâlde bu günahları yazarak üstlenmiş oldum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yazmaya başlayınca da bu kez yakınlarım ve dostlarım herkesten daha çok rahatsız oldular. Başka yazarların kitabı çıktığında ilk sevinen yakınları oluyordur, benimkiler üzülüyorlar. Üzülüyorlar çünkü yazdığım şeyler yüzünden başkalarının hem kendilerine hem de bana zarar verebileceğini düşünüyorlar. Dostlarım ve yakınlarım sağ olsunlar, beni düşündükleri için yazarı olduğum kitaplara sevinemiyorlar. Sevimsiz kitapların yazarı olduğumu biliyorum. Ama onların unuttukları bir şey var: Sevimsiz olan, maruz kaldığımız hayatlar ve yaşanmışlıklardır. İnsan öldürenlere, en yakındaki yoldaşını öldürenlere bu canilikleri niçin yapıyorsunuz diyemeyenler, bana dönüp, "Bunları niye yazıyorsun, amacın nedir?" diyorlar. Bunu diyenlerin çoğu sol mahallede ve Kürt mahallesinde yazar, sanatçı geçiniyorlar. Tam 30 yıldır kimseyi dinlemiyorum; insan bir tek kendini dinlediğinde özgür ve özgün olur.
Anı ve tanıklıklar üzerine yazan bir yazarın, mahallesiyle kavga etmeyi göze alması gerekir. Mahallesi tarafından sevilen bir yazar, mesleğinde yolsuzluk yapmış bir tüccar gibidir. Bir yazar, mahallesinin günahlarına sustukça sevilir. Bizde yazarlar genellikle mahalleleri tarafından sevilmek istiyorlar. İyi de, sahici edebiyat böyle bir şey değil; hele bir de tanıklık üzerine yazıyorsanız, hiç değil. Eğer anılarınızı, tanıklıklarınızı yazıyorsanız, sahici olmak zorundasınız. Bunun kolay olmadığını edebiyat tarihinden biliyoruz. Öteden beri bizde, geçmişteki hatalarını itiraf eden "doğrucu Davutları" mahallelerinde "hain" ilan ederek sürekli linç ediyorlar. Batı'da "bilgelik" yerine geçen itiraf, bizde "alçaklık" olarak lanetleniyor. Tanıklık üzerinden bir barış edebiyatı geliştirmenin bedelinin ne olduğunu, yıllardır sansürlere maruz kalarak ödüyorum.
Mesele bir tekrar veya ısrar etme meselesi değildir. Bu tekrar, kırk yıldır savaşa ısrar edenlerin tekrarıdır. Ben bu kırk yıldır yaşanmakta olan acılı hikayelerin yazıcısıyım.