Dışişleri Bakanlığı da dâhil olmak üzere Türk bürokrasisinin aşırı siyasallaşması, Ankara ile Washington arasında etkili bir bilgi akışı sağlanmasını engellemişti.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Amerika'nın bu şüpheciliği sadece Türkiye'ye özgü değildi. Amerikan yardımı alan diğer iki önemli ülke olan Yunanistan ve İran'da da istediği verimi alamayan Washington, yardım programını toptan sorgulamaya başlamıştı. Yine de Türkiye'ye dair özel endişeleri vardı.
1950'lerin sonunda Washington, Türkiye'nin ekonomik istikrarı ve daha önce yapılan yardım miktarlarından kuşku duymaya başlamıştı. Temmuz 1957'de Türkiye'nin ekonomik ve askeri durumunu değerlendiren ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Washington'un Türkiye'ye iki milyar dolar yardımda bulunmasına rağmen istediği sonucu elde edemediğini vurguluyordu:
"Askeri açıdan bakıldığında hiç kuşku yok ki Türk Silahlı Kuvvetleri savunma kapasitesini oldukça geliştirmiştir. Buna rağmen, hali hazırda tam teçhizatlı ve eğitimli bir savaş makinesi olmasına rağmen, özellikle donanma ve hava kuvvetlerinde sorunlar devam etmektedir. Ekonomik açıdan bakıldığında ise ABD'nin finanse ettiği önemli kalkınma projelerine rağmen, bu ülke ne ekonomik istikrarı yakalamış ne de kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi haline gelmiştir."
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi bu soruna çözüm bulmak için, Türkiye'ye yapılan Amerikan yardımının -TSK'da yetkin eleman eksikliğinden ötürü etkisi ancak sınırlı olabilen bol miktarda kompleks ve pahalı askeri ekipman sağlamak gibi kısa vadeli projeler yerine ülkenin temel ekonomik altyapısını güçlendirmeye odaklanmasını öneriyordu.
Örneğin, Temmuz 1951'de JIB, Kafkaslar ve Karadeniz'deki Sovyet askeri savunma sistemleri üzerine bir istihbarat çalışması yaptı. Sovyetlerin, Kırım'ın güneyi, Sivastopol ve Kerç Boğazı çevresindeki savunma faaliyetlerine dair istihbarat değerlendirmeleri kesinlikten yoksundu. JIB'e göre bunun nedeni, bu bölgeler hakkındaki istihbarat değerlendirmelerinin çoğunun savaş dönemi elde edilen bilgilere dayanmasıydı. Oysa Barum, Transkafkasya ve Bakü gibi MI6'ın Türk istihbaratı ile işbirliği yaptığı noktalarda elde edilen bilgiler daha doğru, detaylı ve günceldi. Bu örnek, Türk istihbaratının, ülkenin stratejik konumunun avantajı ve yerel casuslara ulaşmadaki deneyiminin Türkiye'yi Demir Perde gerisindeki istihbarat operasyonları için yetkin bir müttefik yaptığı savını destekliyordu. Fakat her ne kadar Ankara Batı'nın güvenlik şemsiyesindeki ağırlığını artırırken MAH da güvenilir bir ortak olarak kendini kanıtlasa da 1950'lerin sonuna doğru Washington, Türkiye'den giderek daha fazla rahatsızlık duymaya başlamıştı.
MAH, bu tür faaliyetler için gerekli kamera ve iletişim cihazları gibi dönemin modern teknolojilerine sahip değildi. Bu nedenle operasyonların başarı oranı oldukça düşüktü. Philby'ye göre MAH'ın en iyi casusları bile operasyonları mahvedebiliyordu.