Enes

Enes
@ravachol
INTJ, 5w4.
Gelgelelim, Türkiye'nin nükleer çağa geçişi hiç de kolay olmadı. Gerek Türk siyasetçiler gerekse generaller nükleer silahların önemini tam olarak kavrayamıyorlardı. Türkiye'de uranyum üretimi ve nükleer silahlar arasındaki ilişkiyi analiz edebilecek bilim insanlarının eksikliği, Türkiye'nin kendi istihbarat değerlendirmelerini yapmasına mani oldu. Bu yüzden Ankara, Amerikadan gelen istihbarat değerlendirmelerine bağımlı durumdaydı. Amerika, Türkiye'de NSA rehberliğinde kurulan istihbarat üsleri ve CIA tarafından gerçekleştirilen casus uçuşlarından, Sovyetler'in askeri kapasitesi ve nükleer faaliyetlerine dair detaylı bilgi toplamayı başarsa da bu istihbaratın sadece çok küçük bir bölümünü Türkiye ile paylaşıyordu. Hatta nükleer konularda Türkiye ile neredeyse hiçbir istihbaratı paylaşmıyordu. Bunun nedeni, Amerikalılar'ın Türkiye kaynaklı güvenlik sızıntılarına karşı endişeleri ve Türk liderlerin dış politika konularını iç siyasette yoğun bir şekilde kullanma eğilimiydi. Diğer müttefikler olası bir nükleer savaşta hedef haline gelme ihtimaline karşı nükleer Jüpiter füzelerinin kendi ülkelerinde konuşlandırılması konusunda çekince gösterirken, Türkiye'nin bu füzeler için duyduğu iştah bu durumun bir örneğiydi. Gerçekten de Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles'a söylediği şu sözlerle bu durumu gözler önüne seriyordu: "IRBM'ler Türkiye için çok faydalı olacaktır. Özellikle 15 Temmuz'da meclis açılmadan önce bu konudaki müzakerelerde bir gelişme yaşanırsa çok mutlu oluruz." Zorlu'nun sözlerinden de anlaşılacağı gibi dönemin siyasi iktidarı, nükleer silahların Türkiye'de konuşlandırılmasını yerel siyasette bir etki aracı olarak kullanmak istiyordu. Türkiye'yi olası bir nükleer saldırıya açık hale getirse de bu kritik silahlar
Sayfa 132
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İngiltere, imparatorluk geçmişinin verdiği avantajla Kıbrıs gibi ülkelerde sinyal istihbarat tesislerini kurabilmek için kendisine yer temin edebiliyordu. Ancak bir imparatorluk geçmişi olmayan Amerika'nın kendisine lojistik destek sağlayabilecek güvenilir müttefiklere ihtiyacı vardı. Sovyetler’in füze test sistemlerinin Hazar Denizi etrafında konuşlandırıldığı düşünüldüğünden Türkiye, Amerika için ideal bir ortaktı. Ankara ise hem Amerika'nın Türkiye'ye verdiği güvenlik teminatını perçinlemeye hem de Türkiye'nin 1950'lerde yürüttüğü hırslı ekonomik kalkınma programına olabildiğince Amerikan yardımı çekmeye çalışıyordu. Bu nedenle Amerikalı yetkililer, Türk liderlere hem Sovyetler'e yönelik casusluk faaliyetleri yürütme hem de Sovyetler'i caydırmak için Türkiye'ye nükleer füze yerleştirme teklifi getirdiğinde Ankara, bu teklifleri kabul etmekte tereddüt etmedi.
Sayfa 131
Sovyet atom bombasının kimyasal atıklarıyla karşılaşıldığında, hem Londra hem de Washington büyük bir şok yaşamıştı. Bu durum karşısında Batı, daha kötü bir sürprizle karşılaşmamak için Sovyetlere karşı casusluk faaliyetlerini artırmak zorunda kaldı. Bu da Sovyetlere komşu ülkelerle işbirliği yapmayı gerektiriyordu. Türkiye, bu bağlamda Batı'nın Sovyetler'e karşı casusluk faaliyetlerinde avantajlı bir konuma geldi. Ancak, bu avantajın bir bedeli vardı.
Sayfa 130
Bağdat Paktı'nda askeri istihbarat işbirliği, gerek ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar gerekse de her ülkenin paktı kendi hesabı doğrultusunda kullanmak istemesinden ötürü çok zor ve yavaş gerçekleşiyordu. İngiliz Genelkurmayı ise bu yavaş temponun askeri işbirliğinin etkinliğini azaltmasından memnundu; zira ayrıntılı operasyon planları yapıldığı takdirde İngiltere'nin bölgedeki gerçek gücü ve sahip olduğu kapasitenin üye ülkelerce öğrenilecekti. Londra bu bilgileri bölgedeki müttefikleri ile paylaşmak istemiyordu. Bunun iki sebebi vardı. İlki, İngilizler'in gücü ve kapasitesine dair belirsizliğin üye ülkelerin daha güçlü olarak görebileceği Amerika'ya yaklaşmalarının önünde bir engel olmasıydı. İkincisi ise, bölgede etkin bir işbirliği mekanizması kurulması Türkiye'nin Orta Doğu'da etkisinin artması anlamına gelecekti. İngiltere bunu istemiyordu. Paktı çevreleyen bu belirsizlik ve anlaşmazlık, etkili bir işbirliğini zorlaştırıyordu. Paktın askeri kanadı, bir savaş oyunu ya da tatbikat planı hazırlamak istediğinde, üye ülkeler lojistik hatlarını, donanma ve hava kuvvetlerinin konuşlandığı pozisyonları bile paylaşmak istemiyorlardı. Hatta pakt üyeleri, doğrudan Sovyetler Birliği'ni hedef alan bir savaş çalışması yapmaya bile çekiniyorlar; daha ziyade "küresel olmayan savaş" adı altında Afganistan, Kürtler ve Çin'in Sincan bölgesini ele alan yerel tehditlere odaklanıyorlardı. Bu çalışmalarda bile anlaşmazlık üst safhaya çıkıyor, İran ve Türkiye, Afganistan'ın savaş çalışmalarının hedeflerinden biri olmasını istemiyorlardı. Pakistan ise Hindistan'ı hedef göstermeyen hiçbir çalışmaya katılmayacağını belirtiyordu. Bu konuda İngiltere asla taviz vermiyordu. Bu nedenle paktın askeri ve istihbarat yönü etkisiz ve zayıf kaldı. Tek istisna, nükleer savaş halinde İngiliz Kraliyet
Sayfa 125
Şunu da belirtmek gerekir ki, Bağdat Paktı üyesi olmayan ABD de 1957 yılında, askeri komitenin tam üyesi haline gelmişti. Bunun üzerine Amerika'daki İngiliz Büyükelçi Sir Harold Caccia, ABD'nin Bağdat Paktı'na tam üye olması talebinde bulunmuştu. Fakat Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, sadece anti-komünist olmayan ve hatta Suudi Arabistan gibi komünizmle mücadele eden ülkelere bile karşıt duruş gösteren bir pakta katılma- ya kuşku ile baktığını belirterek bu talebi reddetmişti. Dulles buna ek olarak, İngiltere'nin Suudi Arabistan'la olan Buraimi sorununu, Suudi talepleri lehine çözerse, Amerika'nın pakta tam destek vermek için konumunu gözden geçireceğini belirtmişti. Fakat İngilizler Amerikan desteğine karşılık böyle bir taviz vermek istemiyorlardı. Bu nedenle Amerikalılar da bölge savunmasındaki askeri yükün çoğunu İngilizler'e bırakarak, pakta sadece kısmi destek veriyorlardı. Amerika'nın bu yaklaşımı, Bağdat Paktı'nın sadece Sovyet karşıtı bir Soğuk Savaş örgütü değil, aynı zamanda bölge ülkelerin birbirlerine karşı yürüttükleri entrikaların bir aracı olduğunu bir kez daha gösteriyordu. Türkiye, üye ülkeleri ikna edip Amerika'ya Mart 1957'de paktın askeri komitesine katılması için davetiye sundu. İran bu durumu memnuniyetle karşıladı çünkü Amerika gibi güçlü bir ülkenin paktın askeri kanadına dahil olması kendisine ihtiyaç duyduğu istihbaratı ve askeri yardımı sağlayacaktı.
Sayfa 123