“Bu düzenin ne kadar kapsamlı ve sistematik kurulduğunu görmek acı verebilir, korkutabilir, öfkelendirebilir ve bunaltabilir. İnsanların ‘ataerkillik’ sözcüğünden nefret etmesine şaşmamalı. Bu sözcük o kadar eski ve derin bir acının kaynağını ifade eder ve açığa çıkarır ki, biz onu görmezden gelmeyi ya da hayatın böyle olması gerektiğini düşünmeyi öğrenmişizdir.”
kız çocuklarının ve genç kadınların büyürken aldıkları mesaj bozuk bir plak gibidir: güvenli değil, güvenli değil, güvenli değil. ama bundan da öte kendilerini güvende hissetmezler ve bunu değiştirme gücünden yoksundurlar. sürekli tetikte olmak bir kızın savunma mekanizmasının bir parçası haline gelir ve birçok kadın hayatını güvenliğine yönelik tehditlerle başa çıkmak için davranışlarını ayarlamakla geçirir.
“ruhsal hastalık biyolojiktir” inancı aynı zamanda rahatlatıcı da olabilir, çünkü bu sayede ruhsal hastalıklar diyabet ya da kanser gibi diğer fiziksel hastalıklarla aynı konuma yükseltilir ve daha kabul edilebilir hale gelir. yine de bu inançtan endişe ediyorum, çünkü cinsel taciz ve istismarın, ırkçılığın, yoksulluğun, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve travmanın karmaşık etkilerini kabul etmek yerine, kadınlara asıl sorunun beyinleri olduğunu söyleyerek toplumun sorumluluktan kurtulmasına yol açıyor.