ece pipun

7/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2024 48. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2024 13:11
"hikayeniz de amma uzunmuş!" "bu gerçek bir çile ve üzüntü hikayesidir de ondan bayım! bu çeşit hikayeler çoğu zaman uzun sürer. eğer katıksız bir mutluluk ve sevinç hikayesi olsaydı kısa sürerdi." birçok klasik gibi upuzun bir hikayeyi kaleme alıyor charles dickens. ikinci romanı, aslında bir dergide seri olarak yayınlanmış, okurken de hissedilebiliyor bu. her bölümün sonunda bir sonraki bölümü okumaya istek duyacağımız kadar makul bir seviyede merak duygusu bırakıyor kendisi. romanı okurken yazar çoğu zaman araya girip bir şeyler açıklıyor, sanki uzun bir hikaye anlatıyormuş gibi hissettiriyor. bazı bölümlerde aynı cümleler, aynı tasvirler sıkabiliyor ama son bölümlere doğru şahesere dönüşüyor kitap. oliver twist, bilindiği üzere yoksullar evinde dünyaya gelen kimsesiz bir yetimin hikayesini anlatıyor. yoksullar evinden sadece biraz daha yemek istediği için kovulan oliver, cenaze levazımatçısından hırsızlar çetesine birçok yerde zulüm görüyor, açlık ve sefalet yaşıyor, vuruluyor, dövülüyor, zorla hırsızlık yapmaya çalıştırılıyor ve ölümden dönüyor ancak oliver özünden hiçbir zaman şaşmıyor. her ne yaşasa da umudunu hiç kaybetmeyen küçük bir çocuktur. kitapta o kadar karikatürize karakterler vardı ki fagin ve nancy dışında ilgimi çeken hiçbir karakter olmadı maalesef. son bölüme kadar onlar da saf kötü görünümündeydi. oliver'a iyi davranan karakterler de saf iyilik dolu kişilerdi. o nedenle kitabı okurken masal okuyor hissinden kurtulamadım, karakterlerin sadece bir iki özelliğinden bahsediliyor ve kitap boyunca bu özellikleri dışında başka bir detay öğrenemiyoruz, bu da karakterleri yüzeysel yapıyor bence. zorlanmadan okuyabileceğiniz, birçok 'yetim' öyküsüne de ilham olan bir hikaye oliver twist. okurken çok sevdiğim ve hiç sevmediğim bölümler oldu. iyi ki
Oliver TwistCharles Dickens · Can Yayınları · 201819,9bin okunma
Reklam
6/10
·400 syf.··
2023 52. kitabı
kya'nın şarkı söylediği yer, çevirisinin kötülüğüne rağmen harika bir okuma deneyimi yaşattı bana. düşük cümlelerle dolu, çeviri kokan bir kitaptı maalesef. çevirinin bozukluğu dikkat dağıtıcı olduğu için hikayeye odaklanmakta güçlük çektim ilk sayfalarda. kimsenin bundan bahsetmemesine hayret ettim. orijinal dilinden tekrar okumayı düşünüyorum bir gün. roman, kasabanın 'altın çocuğu' chase andrews'ün şüpheli ölümüyle başlıyor. izler ve şüpheler, bir cinayet işlendiğini yönünde. chase'i kimin öldürdüğüyle ilgili ise kasaba halkının ortak bir fikri var: bataklık kızı kya. bataklık arazisinde bir kulübede ailesiyle yaşayan kya, yedi yaşında önce annesi, sonra ablaları ve ağabeyi tarafından, en sonunda ise ihmalkar ve şiddet gösteren babası tarafından terk ediliyor ve bataklıkta tek başına, doğayla iç içe büyüyor. hayatta kalabilmek için balık tutuyor, midye buluyor ve bunları satmaya çalışıyor. kasaba halkı terk edilmiş çocuğa yardımcı olmak yerine toplumdan dışlayıp, 'bataklık kızı' olarak isimlendiriyor ve ondan uzak duruyorlar. durum böyle olunca, kya okula bile gidemiyor. bir yerden sosyal hizmetler onu fark edip küçük kulübesinden ayırmasın diye de onlardan sürekli kaçıyor. yalnız hayatında doğayla iç içe büyüyen, hayvanların ve bitkilerin doğasını inceleyen bir kadın oluyor. kya'nın duygu ve düşünce dünyasının yaşı büyüdükçe anlatış biçimi değişiyor; yavaş yavaş büyüyüp olgunlaştığını, düşüncelerinin değişimini ve sözlerinin daha derinlikli hale gelişini okuyoruz. karakter ile bağ kurmamızı kolaylaştıran bir şey bence bu. çok hoşuma gitti okurken. özellikle, kya'nın ilişki kurduğu tate karakterinin ona okuma yazma öğretmesinden itibaren olan kısımları okuması çok hoş ve keyifliydi. ilk bölümden itibaren sürükleyici ve gizemli bir kitap olmasını geçmiş ve
Edebiyat
Kya'nın Şarkı Söylediği YerDelia Owens · Salon Yayınları · 20253,776 okunma
9/10
·200 syf.··
2023 40. kitabı
kahve soğumadan önce'yi, hiçbir beklentiye girmeden popüler bir kitap olduğu için aldım, açıkçası bu tercih tatilde kafamı yormayacak bir kaçış arayışımdandı. bunu ayrıca belirtme gereği duydum çünkü bu kitap düşüncelerimin ötesine geçti ve belki de bu sebepten ötürü beni çok etkiledi. bir tiyatro oyunundan kitaba dönüştürülmüş, mekan betimlemeleri ve diyalogların bu kadar güzel oluşunu biraz buna bağlıyorum. kitabın ilk sayfalarında bu bilgi verildiği için zihnimde canlandırırken hep bir tiyatro sahnesi içinde hayal ettim. roman gözüyle bakamadığım için, yalın ve düz bir anlatımı olması hiç gözüme batmadı. küçük ve serin bir kahve dükkanında geçen dört öyküyü barındırıyor kitap. anlatı o kadar hoşuma gitti ve kendine çekti ki, sanki kafenin bir sandalyesine çökmüş olanları izliyordum. kafenin içinde zaman yolculuğu yapılabiliyor ancak bu zaman yolculuğunu yapabilmek için birçok kurala uymak gerekli. bunlardan en önemlisi ise kitaba da ismini veren, kahve soğumadan önce dönülmesi gerektiği kuralı. çok kısa bir zaman için, o küçük kahve dükkanında, bir kahve içimlik bir zaman yolculuğu yapılabiliyor yani sadece. dört hikaye de birbirinden bağımsız zaman yolculuklarını ele alıyor gibi görünüyor ancak bir noktadan sonra birbirleriyle ilişkili olduğunu anlaşılıyor. son öyküyü okurken gözlerim doldu diyebilirim. kahveye dair nüanslar çok hoştu, karakterlerin aralarındaki diyaloglar çok keyifliydi, hikayeler aracılığıyla kafede çalışan insanların hayatlarına ve karakterlerine dair küçük detaylar öğrendikçe aralarındaki ilişkileri okumak çok güzeldi. keyifli bir vakit geçirmek için okumuştum, bu beklentimi fazlası ile tamamladı diyebilirim.
Kahve Soğumadan ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 202110bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
Beğendi
·
2023 13. kitabı
edouard louis'in daha önce eddy'nin sonu ve babamı kim öldürdü adlı kitaplarını okumuştum. bu kitabı da diğerleri gibi otobiyografik bir nitelik taşıyor. yalnız ilk iki kitabında olduğu gibi hikayesini kendi aktarmıyor şiddetin tarihi'nde. belki hikayesi kendinden alındığı için, belki de kendi hikayesini taşımak istemediği için ablası clara'nın anlatımıyla yapıyor. çok cüretkar, çok dürüst ve bu nedenle çok vurucu bir hikaye. "seni sana ait olmayan bir öyküye hapsetmek istiyorlar, istemediğin bir öykü taşımanı istiyorlar, bu senin öykün değil ama sana deminden beri aynı şeyi söylüyorlar, aynı şeyi tekrar edip duruyorlar, şikayetçi ol diyorlar sana, şikayetçi olmanı istiyorlar, bunu sırtına yüklemeni istiyorlar ama aylar boyuna belin bükük mü yürüyeceksin, kemiklerin mi kırılacak, öykünün ağırlığı böğrünü mü ezecek, derini mi parçalayacak, eklemlerini mi koparacak, iç organlarını mı ezecek, hiçbiri umurlarında değil." louis, kitabında 2012 yılının noel gecesi nasıl saldırıya uğradığını, tecavüze uğradığını ve neredeyse boğularak öldürüleceğini ve bu deneyimin ondaki yansımalarını anlatıyor. tek gecelik bir ilişki olarak başlayan, dışarıdan zararsız görünen bir şeyin nasıl böyle bir saldırıya dönüştüğünü ve kontrolden çıktığını sorguluyor. ablasının ve arkadaşlarının düşünceleriyle, kendininkileri karşılaştırırken yaşadıklarını teker teker süzgeçten geçiriyor. bu süreçte de hem kendini, hem çevresini, hem şiddetin doğasını ve tırmanışına yol açan dinamikleri sorgulayıp eleştiriyor. ana anlatımı kız kardeşi yapsa da louis kurgunun gidişatını bozmadan bazı yan hikayeleri de anlatmayı başarıyor. ben özellikle kendi cenazesini hayal ettiği bölümü çok sevdim. ailesinin, arkadaşlarının, çevresinin yaşadığı deneyimin sonunda ölümüne nasıl tepkiler vereceğini tahmin ettiği,
Şiddetin TarihiÉdouard Louis · Can Yayınları · 2023522 okunma
9/10
·56 syf.··
2022 38. kitabı
uzun bir monolog şeklinde ilerlediğini hissedebileceğimiz babamı kim öldürdü, otobiyografik bir édouard louis eseri. yazarın babasına hitaben yazıyor oluşu bana kafka'nın babaya mektup adlı eserini hatırlattı. ikisinde de babayla bir iç hesaplaşma söz konusu. babanın sert ve mesafeli durması, sevgisini belli etmemesi, otorite gibi yaklaşması gerektiği gibi toplumsal normları içselleştiren ebeveynlerin çocuklarının yazdıkları oldukça tanıdık geldi: babalar sevgilerini gösteremez, içinde yaşar gibi cümleleri birilerinden mutlaka duymuşuzdur. louis de babasının ondan utanıyor gibi görünmesine, mesafeli durmasına, homofobik davranışlar sergilemesine, hiçbir sevgi emaresi göstermemesine karşılık bazı anılarında 'içten içe' kendisini sevdiğine dair bazı anılarını anlatıyor. yıllar geçtikçe babası yaşadığı deneyimlerle beraber ilişkileri düzelmeye, değişmeye başlıyor; hatta homofobik biriyken artık eddy'nin erkek arkadaşını soruyor, onun kitaplarını insanlara gururla dağıtıyor, sevgisini göstermekten çekinmiyor. "bir arkadaşım, ebeveynlerin çocuklarını değil, çocukların ebeveynlerini değiştirdiğini söyler." diyor yazar kitabın bir bölümünde. gerçekten de öyle. kısacık olmasına rağmen sistem eleştirileriyle dolu, sade ve içten anlatımıyla vurucu bir eser. okumanızı öneririm.
Babamı Kim ÖldürdüÉdouard Louis · Can Yayınları · 20202,967 okunma
Reklam