edouard louis'in daha önce eddy'nin sonu ve babamı kim öldürdü adlı kitaplarını okumuştum. bu kitabı da diğerleri gibi otobiyografik bir nitelik taşıyor. yalnız ilk iki kitabında olduğu gibi hikayesini kendi aktarmıyor şiddetin tarihi'nde. belki hikayesi kendinden alındığı için, belki de kendi hikayesini taşımak istemediği için ablası clara'nın anlatımıyla yapıyor. çok cüretkar, çok dürüst ve bu nedenle çok vurucu bir hikaye.
"seni sana ait olmayan bir öyküye hapsetmek istiyorlar, istemediğin bir öykü taşımanı istiyorlar, bu senin öykün değil ama sana deminden beri aynı şeyi söylüyorlar, aynı şeyi tekrar edip duruyorlar, şikayetçi ol diyorlar sana, şikayetçi olmanı istiyorlar, bunu sırtına yüklemeni istiyorlar ama aylar boyuna belin bükük mü yürüyeceksin, kemiklerin mi kırılacak, öykünün ağırlığı böğrünü mü ezecek, derini mi parçalayacak, eklemlerini mi koparacak, iç organlarını mı ezecek, hiçbiri umurlarında değil."
louis, kitabında 2012 yılının noel gecesi nasıl saldırıya uğradığını, tecavüze uğradığını ve neredeyse boğularak öldürüleceğini ve bu deneyimin ondaki yansımalarını anlatıyor. tek gecelik bir ilişki olarak başlayan, dışarıdan zararsız görünen bir şeyin nasıl böyle bir saldırıya dönüştüğünü ve kontrolden çıktığını sorguluyor. ablasının ve arkadaşlarının düşünceleriyle, kendininkileri karşılaştırırken yaşadıklarını teker teker süzgeçten geçiriyor. bu süreçte de hem kendini, hem çevresini, hem şiddetin doğasını ve tırmanışına yol açan dinamikleri sorgulayıp eleştiriyor. ana anlatımı kız kardeşi yapsa da louis kurgunun gidişatını bozmadan bazı yan hikayeleri de anlatmayı başarıyor.
ben özellikle kendi cenazesini hayal ettiği bölümü çok sevdim. ailesinin, arkadaşlarının, çevresinin yaşadığı deneyimin sonunda ölümüne nasıl tepkiler vereceğini tahmin ettiği,