Orman kıyısında kurulmuş, herkesin birbirini tanıdığı, yakın insan ilişkileri ve canlı sosyal yaşamı ile normal bir taşra kasabası Ravebelg’e götürmüştü bizi yazarımız. Bu sakin kasaba, fırtına öncesi sessizliği yaşıyordu. Kasabaya dönen ve intikam hırsıyla bilenmiş birinin yaratacağı kaos, farkında olmasalar da kapılarındaydı. İşte bu noktadan sonra başlayacak ve kasaba halkını silkeleyip can korkusu yaşatacak olaylar dizisi, iki kişinin gözünden anlatılıyordu kitapta:
Çok sevdiği birinin kaybı nedeniyle hayatı zindan olmuş veteriner genç kızımız Noa’ydı bunlardan biri. Geçmişten gelen bu travmanın daha büyüğünü yaşatıyordu toksik annesi yıllardır kendisine. Küçük kardeşi Mia yüzünden terk edemediği ailesinin tavırları nedeniyle güvensiz, sürekli suçluluk hisseden ve tüm bunların etkisiyle sosyal ilişkilerde sıkıntı yaşayan biri haline dönüşmüştü kızımız. Bir diğer travması da kuzeni Sara’nın erkek arkadaşı Raymond’du. Raymond kafasını karıştırıyor, yanına yaklaşmaya çalışan tüm erkekleri uzaklaştırıyordu bu nedenle güzel Noa. Fakat çilesi dolmamış olacak ki, her şey bunlarla bitmeyecek, tüm bu karmaşaya bir de cinayetler eklenince derdine dert katılacaktı maalesef.
Bir de herşeyin müsebbibi, başrolümüz vardı: Geçmişten gelen bir intikamın peşinde koşan, herkesin gördüğü, ama çok iyi kamufle olmuş, zeki, takıntılı ve psikopat bir katil... Kasabada rahatça dolaşıp kimseden korkmadan cinayet işleyen, narsistlik derecesinde kendine güvenen, her adımı planlı, kurbanlarını iğneden ipliğe araştıran, kana susamış biriydi.
İlk kitapla ilgili yorumumun bu kısmını olayları hatırlamanız için aynen yazdım yukarıda.
Bu kitapta katilimiz bize sürpriz yapıyor, hem de kitabın ilk bölümlerinden birinde. Yine aynı takıntıları ve kanlı, zalim cinayetleriyle istikrarını koruyor