Rayzan TAN

Rayzan TAN
@rayzantan
Burada tadilat bitmez.
Bir sabah uyanacaktık, penceremize usulca dolanan tül perdeleri sen aralayacaktın, seninle kapanan gözlerimi ben açacaktım. Mutfağa uykulu adımlarla yürüyüp iki yumurta kıracaktık hayata, ve yine aynı meselede takılı kalacaktık: “Menemene soğan konur mu?” Sen inatla “evet” diyecektin, ben gülerek itiraz edecektim. Sonra birbirimizi üstümüze giyinip beyaz arabamızın camlarına sabahı doldurarak tekerleklerimizi olabildiğince uzak yarınlara sürecektik. Yollar uzayacak, şehirler küçülecek, biz aynı şarkının nakaratında kaybolacaktık. Belki köy köy dolaşıp Toroslar’ın yamaçlarında açan ters laleleri biriktirecektik avuçlarımızda. Yanlış sözlerle eşlik ettiğimiz şarkılar en doğru anımız olacaktı belki de. Bir benzinlikte çay içip haritasız devam edecektik yola, sen saçlarını rüzgâra bırakacaktın, ben yüzündeki huzuru ezberleyecektim. Ve dünya ne kadar kalabalık olursa olsun, biz birbirimizin sessizliğinde ev hissi bulacaktık. Olsun, olmasın. Rayzan Tan
Edebiyat
Reklam
Bir yerinden koptu içimiz hayatın, öyle dağıldık, öyle eksildik ki, Ahmed Arif dizeleri dolaşırdı içimizde, Cemal Süreya gibi kırık ve derin. Sanki her adımımızda bir şiir, her susuşumuzda bir eksilme vardı. Görünmeyen yaralarımızla birbirimize eklemlendik. Bu kalabalıklaşan yalnızlığımızda ne kabuk bağlayabildik, ne de yeniden kanayabildik. İliklerimiz bizden bihaberdi; sarılmalarımızı koca bir boşluk doldurdu. Eksik kalmalarımız hep bu yüzden. Sen gözlerinde münkesir bir akşam taşıyordun, bense anason kokan sakallarımla yakamoz topluyordum; içim hep seni toparlarken. Kanarken. Rayzan Tan
Edebiyat
Sen gidince esmer bir akşam gülümsedi bu şehre. Sokakların gamzelerine diz boyu mavi zakkumlar indi sessiz ama derin haykırışlarıyla. Tanımazlar bu şehri, bilmezler, gece yarısı içimizden geçen trenleri, ray ray ayrılan kalbimizi. Her vagon bir hatıra, her hatıra biraz daha eksiltir bizi. Şehir pazar kurmuş acımıza. Tezgâhlarda sen varsın, tezgâhlarda ben. Hatıralarımız tartılır terazide, ucuz bir kalabalığa satılır. Kimse bilmez değerini, kimse dokunmaz incinmekten korktuğu yerlere. Biz ise susarız, en pahalı suskunluğu giyinip üstümüze. Bir bakarsın akşam olur, toplanır bütün tezgâhlar ve geriye yalnızca eksilmiş bir biz kalırız, artık kimsenin almadığı bir hatıranın içinde. Biz toparlayamadık, biz mi dağıldık? Rayzan Tan
Edebiyat
Susmak En Çok Sana Yakışacak
Alamadım seni o gün. Sesin, rüzgârın ardında kaldı; kapımın eşiğinde bekleyen bir gölge gibi, adı konmamış bir sızı düştü içime. Gecenin mahmurluğu çöktü kirpiklerime, uyku değil bu, biliyorum, bir yangının külleridir göz kapaklarımda biriken. Her kırpışta biraz daha yanarım, her kapayışta biraz daha sen. Belki sende revnaklı bir sabah vardı, güneş, yüzüne değince çoğalan bir gülüş… Bense bir şehrin en kuytu yerinde, unutulmuş sokak lambasıyım. Işığım titrek, yolum kimseye çıkmaz. Altın sarısı bir hatıra dolandı çarşafıma, duvarlar konuştu, masa sustu ve ben, içimdeki keşmekeşle baş başa kaldım. Her şey yerli yerindeydi, bir tek yüreğim dağınık, bir tek sana çıkan yollar eksik. Sen, hep karşımda oturuyordun. Bir kahve fincanının buğusunda, bir eski şarkının kırık yerinde, bir cümlenin en can alıcı susuşunda… Kahverenginin sendeki tonu dönüp durdu plaklarımda, iğne her değdiğinde bir yerim kanadı sessizce. Cilveli ve de inatçı. Şimdi kelimeler, altı çizilmemiş raf aralarında tozlanıyor. Ben, kendi kütüphanemde kayıp bir harfim, okunmamış, unutulmuş, ama hâlâ sana ait. Bir gün, bir yerde, aynı cümlenin içinde yan yana duracağız. Belki bir virgül kadar yakın, belki bir nokta kadar suskun… Ve o cümle, altı çizile çizile ağırlaşacak,
Edebiyat