"Mutsuz değilim: fakat çevremdeki insanların çeşitli biçimlerle sergiledikleri toplumsal, ekonomik ve politik umutları paylaşmak konusunda gösterdiğim isteksizlik zamanla bende bu çevreye ait olmadığım duygusuna dönüştürüyor; bu da, bir yere ait olma,birşeylerle bütünleşme yolunda duyulan belirsiz bir özlem gösteriyordu beraberinde. Bir yere ait olmak, ama nereye? Bir şeyle bütünleşmek, ama neyle?
"Maddi ilerleme, ruhsal tutumumuzun yeniden yönlendirilmesiyle, mutlak değerlere yönelmiş yani bir inançla elele yürümedikçe, insan mutluluğunun sınırlarını genişletmek olduğu iddia edilen amacında asla başarıya ulaşamayacaktır."
Yaşadığı sürece insan, kendi hayatının anlamını sahiden kavrayabilir mi?
Hayatımızın şu ya da bu döneminde başımızdan nelerin, nelerin geçtiğini, içimizde nelerin olup bittiğini biliyoruz şüphesiz, ve bazen anlıyoruz niçin böyle ve böyle olduğunu; ama yolun ilerdeki kıvrımlarını, bizi bir yerlerde bekleyen hedefi, -kaderimizi- kestirmek hiç de öyle kolay değil; çünkü kader, içimizde doğan, içimizde kımıldayan ve bizi alıp götüren şeylerin, geçmişin ve şimdinin, ve gelecekte bizi sürükleyecek, bize nüfuz edecek ve içimizde yerleşecek olan şeylerin bir muhassalasıdır. Ve bunun için de kader, ancak yolun sonunda kendini açığa vurur ve yolu adımlamaya devam ettiğimiz sürece onu her zaman ya yanlış anlarız, ya da kısmen anlarız.