Sevgisizlik insanı üşütürmüş. Bir Ekim güneşinde öğrettin bunu bana. Biri yerinden bile kıpırdamadan diğerinin canına kast edebilirmiş. Bir çift sözle bir çift bakışla yaparken öğrettin bunu bana. İnsan gitme diyemezmiş bazen. Önleyemezmiş bazı gidişleri. Bazen insan sadece neden gitmek istediğini dinlermiş. Dakikalar saat olurmuş bazen. Toplasak 20 dakika bile sürmezmiş bazı vedalar. Yarısından fazlasında susulurmuş hatta. Yüzünün her kıvrımını, dudaklarının nemini, saç telinin yapısını, ellerinin ne kadar büyük olduğunu, kollarının ne kadar sıkı sardığını bildiği birine bir dakikadan az sürede, bir çırpıda söylenen sözle yabancılaşabilirmiş. İnsan sevdiğine veda edemezmiş. Sevdiği ona veda ederken yüzü yerden kalkmazmış. İnsan bazı vedalardan sonra herkese küsermiş. İnsanı ayakta tutan yüreği değil, sağ ve sol bacağı imiş. Giderken yüreğimi de götürürken öğrettin bana bunu. İnsan babası mezara konmadan da yetim kalabilirmiş. Asırlardır bütün yetimlerin yaşadığı kimsesizliği omuzlarıma koyup gittiğinde öğrettin bunu bana. İnsan, sevmesini istediği tek kişi onu elinin tersiyle ittiğinde asırlardır bütün insanlığın hissettiği sevgisizliği yüreğinde yaşarmış.
İnsan durmadan savaşırmış. Bir şeylerle, birileriyle… Ama insanı yoran savaşlar değilmiş. İnsanı yoran savaştığı simalarmış. Evini bombalayanların canı bildikleri oluşuymuş. Olmazsa boşluğu kalır dedikleri meğer sırtındaki en ağır yükler, Uhud’da tepeyi terk eden askerlermiş. İnsanı yaralayan kurşun sıkılması değilmiş. Kurşunun hasmından değil de hısmından gelmesiymiş. Ve insan bütün bunları da bir bankta tek başına y/aşarmış.
Uzun lafın kısası, o çok bilinen yazarın da dediği gibi ‘’ İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.’’