Nur Dağı'nın göğe doğru yükselen eteklerinde gizlenen Hira Mağarası, Kâinatın Efendisi için bir sığınak ve huzur diyarıydı. Mağaraya varışının ardından gözlerini Kâbe'ye çevirir, yeryüzünün manevi merkezi olan bu muazzam yapının derinliklerine dalar ve onu tefekkürle seyrederdi.
Orada bulunanların her biri, nefeslerini tutmuş bir şekilde Ebu Tâlib'i dinliyordu.
''Bahsedeceğim bu genç, tıpkı yıldızların geceyi aydınlatması gibi, karanlığa ışık tutan bir meşaledir.
O, kardeşim Abdullah'ın en değerli emaneti Muhammed'dir. O'nunla kim yan yana gelmeye kalkışsa şüphesiz ki O'nun ışığının karşısında sönük kalır. Evet, belki mal mülk yönünden O'nunla yarışacak pek çok insan bulabilirsiniz ama manevi zenginlik, ahlak, dürüstlük ve erdemde O'ndan daha ileri birini bulmanız mümkün değildir. Unutmayın ki dünyevi servet kum tanesi gibidir, rüzgarla savrulup gider.Ancak O'nun karakterindeki derinlik ve ahlaki güzellikleri, O'nu her zaman diğerlerinin önüne geçirecektir. Ve şimdi bu değerli genç, sizin değerli kızınız Hatice ile hayatını birleştirmek istiyor.''
Haritası ve pusulası olmadan yabancı sularda sürüklenen bir gemici gibiyim. Ama artık yönümü tayin etmek istiyorum. Belki siz yardım edebilirsiniz bana.