Doğum kontrolü çocuk yapamazsın demek değil ki. İnsanların nasıl yaşamak istedikleri konusunda bir seçenekleri olması demek. Kösnüyen, düşünmeden üreyen hayvanlar gibi mi yoksa mantıklı yaratıklar gibi mi? Evli bir çift bir-iki veya üç çocuk mu yapsa daha iyi -ki bu, dünya nüfusunu dengede tutacak ve herkese tam bir yaşama şansı sağlayacak makul bir sayı- yoksa düşünmeden, umursamadan dört, beş, altı çocuk yapıp; onları açlık, soğuk ve sefalet içinde büyütse mi daha iyi? Şu anki dünyada durum böyle işte," diye ekledi, pencereden dışarıyı işaret ederek.
"Dünya böyle ise, o zaman herkes senin söylediğin gibi düşüncesiz ve bencil."
"Hayır, ben insan ırkından umudu kesmedim. Onlara hiç anlatılmadı ki çoğu hayvan gibi doğup hayvan gibi öldü. Ben eşek kafalı politikacıları ve sözde halk liderlerini suçluyorum; bu konudan devamlı kaçındılar, örtbas ettiler çünkü tartışmalı bir konuydu - canı cehenneme dediler, etkisini gösterene kadar yıllar geçer, benden sonra gelecekler düşünsün. Böylece insanoğlu bir asır içinde, birikmesi milyonlarca yıl süren yeryüzü kaynaklarını sildi süpürdü ve üst kademe de hiç kimse buna aldırış etmedi; onları uyarmaya çalışan sesleri dinlemedi, bıraktılar fazla üretelim ve fazla tüketelim.
Doğum kontrolünün bebek öldürmekle uzaktan yakından alakası olmadığını sen de biliyorsun. Hatta onları kurtarıyor. Hangi suç daha büyük - çocukların açlıktan veya hastalıktan ölmesine göz yummak mı, yoksa daha ilk baştan istenmeyenlerin hiç doğmamasını sağlamak mı?
Tanıdığım birkaç kişiyle karşılaştım, sohbet ettik; bir partiye gidiyorlardı beni de davet ettiler, ben de gittim. TV'de ayaklanma haberlerini seyrediyorduk, kimse dışarı çıkmak istemedi. O yüzden de parti uzadıkça uzadı, işte o kadar. Birçok insan yatıya kaldı, ben de kaldım." Elbisesini çıkartıp astı, sonra yün pantolonla kalın bir kazak giydi.
"Tek yaptığın o mu, gece yatıya kalmak mı?"
"Andy, yorgunsun. Niye biraz uyumuyorsun? Başka zaman konuşuruz."
"Şimdi konuşmak istiyorum."
"Lütfen, başka söyleyecek bir şey yok..." "Evet, var. Kimin apartmanıydı?"
"Tanımazsın. Mike'ın arkadaşı değildi, sırf partilerde gördüğüm bir adam."
"Adam mı?" Sessizlik uzadı; Andy sorusuyla bozuncaya kadar."Geceyi onunla mı geçirdin?"
"Gerçekten bilmek istiyor musun?"
Tabii bilmek istiyorum. Yoksa niye soruyorum ki? Onunla yattın, değil mi?"
"Evet."
Sesinin sakinliği, cevabının aniliği Andy'yi şaşırtti, sanki bu soruyu başka bir cevap almayı umarak sormuştu. Hissettiklerini ifade edebilmek için sözcükler aradı; sonunda tek sorabildiği, "Neden?" oldu.
"Neden mi?" Dudakları bu tek sözcükle açıldı, soğuk bir öfke döküldü aralarından."Neden mi? Başka seçeneğim var mıydı? Yemek yedim, içki içtim, ödemek zorundaydım. Başka neyle ödeyebilirdim?"
"Yeter Shirl, sen...
"Ben ne? Gerçeği söylüyorum işte. Seninle yatmasam burada kalmama izin verir miydin?"
"Bu farklı!"
"Yiyecek mi çaldın yoksa?" diye sordu Sol bir parça alıp kemirerek. "İki gün daha yiyecek dağıtılmiyor sanıyordum." "Polis tayını."
"Tabii ya. Vatandaşları boş mideyle nasıl döversiniz yoksa...
"Benim hiç albümüm yok," dedi Andy.
"Genelde kızların yaptığı bir şey." Shirl kanepede Andy'nin yanına oturdu, sayfaları çevirmeye başladı. Önde çocuk fotoğrafları, bilet koçanları, programlar vardı ama Andy bunların pek farkında değildi. Kızın ılık, çıplak kolu onunkine değiyordu. Albümün üzerine eğilince saçının kokusunu duydu. Epeyce içmiş olduğunu düşündü belli belirsiz, başını sallayıp albüme bakıyormuş gibi yapıyordu. Halbuki tek farkında olduğu şey kızdı.