Süreç, terapistin boynundaki muskadır, açmaz durumlarda daima etkili olmuştur. Terapistin en güçlü meslek sırrıdır o, terapistle konuşmayı, yakın bir arkadaşla konuşmaktan tamamen farklı ve daha etkili kılan yegâne usûldür. Süreç üzerinde -hasta ile terapist arasında olup bitenler üzerinde- odaklanmayı öğrenmek, Ernest'ın, gözetmeni Marshal'dan aldığı en değerli şeydi ve kendisinin de ihtisas yapan hekimlere gözetim uygularken onlara verdiği en değerli ders. Yıllar geçtikçe, sürecin zor zamanlarda kullanılacak bir muska olmakla kalmadığını da yavaş yavaş anlamıştı; terapinin kalbiydi o.
“Bir yanılsamayla yaşıyor diye üç yıl boyunca Belle’i azarlayıp durmuş, kendi gerçeğimi ona dayatmıştım. Oysa şimdi, bir hafta sonunda onun dünyasına girivermiştim işte ve sihirli krallıkta hayatın o kadar da kötü olmadığını görüyordum. O benim gençlik pınarımdı. Her geçen saat biraz daha genç, biraz daha dinç oluyordum. Daha iyi yürüyor, karnımı içeri çekiyordum, daha uzun boylu duruyordum. Vallahi Ernest, aslanlar gibi kükreyesim geliyordu. Belle de farkına varmıştı bunun. ‘İşte sana lazım olan buydu, Seymour. Ve benim de senden hep istediğim buydu - sana sarılmak, seni sarmak, sana sevgimi vermek. Hayatımda ilk defa birisine sevgi veriyorum, anlıyor musun bunu? O kadar kötü bir şey mi?’
‘Her hastanın kendine özgü yapısına saygı duymak gerektiğini vurgulayıp duruyorsun. Sonra da bir dizi kural her durumda her hastaya uyarmış gibi davranıyorsun. Sanki hepimiz koca bir yığın halinde bir arada duruyoruz’ derdi, ‘bütün hastalar aynıymış ve hepsine aynı terapi uygulanabilirmiş gibi.’ Hiç değişmeyen nakarat ise şuydu: ‘Hangisi daha önemli? Kurallara uymak, kendi çöplüğünde huzurunu garantiye alarak koltuğuna gömülmek mi, yoksa hastan için en iyisi neyse onu yapmak mı?’