Değirmenoluk köyüne girdi. Doğru Abdi Ağanın evine sürdü, kapıda durdu. "Hamza Ağa, Hamza Ağa," diye bağırdı. Sesi duyan Hamza dışarıya fırladı, Memedin yanına geldi, Memed tabancasını çekip yumuşak bir sesle ona: "Düş önüme," dedi. Hamza durdu, bir süre gözlerini kirpiştirerek atın üstündeki adama baktı, onu tanıdı, sonra da köyün içine doğru, "Öldürüyorlar, öldürüyorlar," diye bağırarak aldı yatırdı. Boğazlıyorlarmış gibi bir sesle durmadan, "İnce Memed beni öldürüyooor, öldürüyooor, öldürüyooor!" diyor, bağırarak oraya buraya koşuyor, başını kapıdan kapıya vuruyor, kapılar açılmıyordu. Memed de biraz uzağından atın üstünden onu izliyordu. Bir çığlık, bir umutsuzluk, bir ölüm kasırgası halinde Hamza bir süre var gücüyle koşarak düşe kalka köydeki her kapıya vardı :"Öldürüyorlar, öldürüyorlar, kurbanınız olayım öldürüyorlar," diye yalvardı. Kendi evinin kapısına bile vardı. Yalvardı. Kendi evi de yüzüne kapanmıştı, açılmadı...
Sonra birden gene delicesine koşmaya başladı.Köyün içine saptı. Ayakta duracak hali kalmamış, her iki üç adımda bir kez yere düşüyor, toprağa boylu boyunca seriliyor, sonra büyük bir çabayla geri kalkıyor, kaçmaya uğraşıyordu. Memed onu böylece süre süre köyün alanına kadar getirdi: "Dur burada," diye bağırdı. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Hiçbir canlı da gözükmüyordu. Ne kedi, ne köpek, hiçbir canlı... Ne de gökten bir kuş geçiyordu. Hamza son bir gayretle: "Yetişin öldürüyorlar, öldürüyorlar,' diye bir daha bağırdı,sonra da olduğu yerde durdu. Sağa sola sallanıyor, yaprak gibi titriyordu. Dişleri biribirine çarpa çarpa: "Beni öldürme efendim," dedi. "Şu köyün beşini de sanavereyim. Allahaşkına. "Sözü ağzmda kaldı. Memed onun kafasına tabancasındaki kurşunları boşalttı. Hamza hemen ölmedi, toprağı pençeleriyle çırmalamaya, yırtmaya başladı.