Evet, emek sermayeden hesap soracaktı o gün! Bilmem nerdeki otağının karanlık köşesinde çöreklenmiş yatan, kendisini besleyen karnı aç, sırtı çıplak insanların kanını emen o insanlık dışı Tanrı’dan hesap sorulacaktı!
Bu zavallı insanlar makinelerde öğütülüyor, hayvan sürüleri gibi daracık evlere tıkılıyor, büyük işletmeler tarafından sömürülüyor, kölelik kitabına uyduruluyor, emekçi yığınları, milyonlarca yaratıcı kol ve kafa asker gibi çalıştırılıyordu.
Hadi bakalım, özgürsünüz artık diyerek bir köşeye atmışlardı zavallıları: Evet, açlıktan ölme özgürlüğüne sahiptiler, onlar da bol bol kullanıyorlardı bu özgürlüğü. Seçildikten sonra gidip göbeğini şişiren, yoksulları eski pabucundan bile az düşünen ensesi kalınlara oy vermek kimsenin karnını doyurmuyordu.
Hadi canım siz de, devriminizin de canı cehenneme! Kentleri ateşe verin, insanlari kırıp geçirin, her şeyi kökünden kazıyın, bu çürümüş dünyadan hiçbir şey kalmadığı zaman yerine daha iyisi biter belki.
Gece yavaş yavaş ıslanıyor, hafiften başlayarak ağır, sürekli bir yağmur, o tekdüze şapırtısı içine gömüyordu bu hiçlik evrenini; yalnız bir tek ses duyuluyordu şimdi, gece gündüz homurdanan makinenin ağır ve kocaman soluğu.