Bunları yazarken, Aşık Veysel'in "dost dost diye nicesine sarıldım" dizesiyle başlayan şiiri elbette aklımda. Şair, burada iki şeyi birden anlatıyor: Çalışmanın erdemini ve insanın faniliğini.
Evet; bizden kalıcıdır esip giden şu rüzgâr.
Bugün, her insan, bir diğerinin iyi sınav veremediğini düşünü yor. Hepimiz haklıyız ve alacaklıyız.
Bugün, bu zamanda, kötülük iyice ustalaşmıştır. İyilik ise acemi ve mahcuptur..
Bugün, bu zamanda, vasat olan, olmayanı, popülerlikle suçlamaktadır. Emeğin karşılığını almak, neredeyse bir kabahat olmuştur...
Edebiyat Ortamı dergisinin kırkıncı sayısında, Safüyüddin Erhan Efendi'yle kıymetli bir söyleşi yapılmış. Oradan bir cümle: "Pek çok yanlışın temelinde, insanın kendi aklını beğenmesi vardır." Galiba bütün mesele bu.
Yeri ve zamanı gelmişken, şunu da söyleyelim: Hiçbir güzel duyguya inanmayan insanların sayısı hızla artıyor. Bir de ihtiyaç bahsinden anlamayanlar...
Bir de bu: Nezaket ve incelik, asla korkaklık değildir. Görüntü kimseyi yanıltmasın.
Bir soru daha: Hepimiz ölümlü dünyanın hayatlarını yaşıyoruz. Bu hırs niye, bu ihtiras niçin?
İnsan, birçok güzel şeyin, özetle, yaratılışın anlamıdır. Onun kalbine dokunmak, o büyük anlama dokunmaktır. Geçici menfaatler için kalıcı olanı incitmeye değer mi? Hayır. Değmez.
Tam burada diyelim ki, bazı şeyleri konuşarak değil, ancak susarak anlatabiliriz. Yazılmaz, fakat okunurlar. O halde, sukût.