Cahit Zarifoğlu'nun uyarısı, hâlâ tazeliğini ve ciddiyetini koruyor: "Filistin bir sınav kâğıdı / Her mümin kulun önünde." (Şiirler, Mayıs 1989, sayfa 386)
Bu sınav, bizim için daha özeldir, önemlidir. Çünkü Filistin topraklarının, Kudüs'ün son hâmisi bizlerdik. Oralar, maalesef, bizim elimizden çıkmış oldu. 'Koruyamadık' demeye dilim varmıyor; çünkü Birinci, İkinci ve Üçüncü Gazze Muharebeleri' nde nasıl bir çabanın sergilendiğini biliyoruz.( Bunu ayrıca yazmak gerekiyor.)
Dolayısıyla, Misak-Milli, bizim için, kuru bir kuleden ibaret değildir. Eksik parçalarımızın ve aziz hatıralarımızın bir kısmıdır. Hayalimiz, heyecanımızdır. Yine, Kudüs'ten Şam'a kadar çok sayıda şehir, 'gözümüzün içine bakan çocuklardır.'
Oralara kayıtsız kalmak, aslımızı / kendimizi inkâr etmek anlamına gelir...
Bu hep böyledir: İşinizi iyi yaptıkça, meyve verdikçe, size musallat olanların sayısı artar. Kafasını kaldıran sizi görür. İyi niyetliyse, işin bir ucundan tutup katkı sağlar. Su verir. Fedakârlık yapar. Değilse ve kıskanıyorsa, düşmanlık. Sizi kurutmaya, kesmeye çalışır. Heves, insanın dalıdır. Hevesinizi kırar. Şevkinizi köreltir. Direncinizi düşürür. Çoğunlukla da başarılı olurlar. Bu şekilde, bir çok çalışkan ve yetenekli ismin sükût etmesi sağlanmıştır...
Türk bayrağı, asırlar boyunca çekilen çilenin, verilen emeğin, o uzun ve meşakkatli yolculuğun en hakiki toplamıdır.Dolayısıyla, bizim bayrağımız Edirne' den başlayıp Kars' ta bitmez.Doğu Türkistan'dan başlayıp Üsküp ve Saraybosna' ya kadar uzanır.Kırım' dan Kudüs'.Bu öyle bir bayraktır ki, öyle anlamlara gelir ki, devasa bir coğrafyada ve en küçük sevinç anında ortaya çıkar.