"Hayatımızda, çok yakın olup da hiçbir şeyin aramıza giremeyeceği bir zaman oldu, bizi sadece küçük bir köprü birbirimizden ayırıyordu. Sen tam üzerine basmak üzereyken sana sordum: "Köprüyü aşarak yanıma mı gelmek istiyorsun?"
-Sense daha fazla gelmek istemedin; sana tekrar aynı şeyi sorduğumda ise sessiz kaldın. O zamandan beri aramıza bizi birbirimizden uzaklaştıran, birbirimize yabancılaştıran dağlar, çağlayanlar ve daha neler girdi; artık bir araya gelmek istesek de gelemeyiz. Şimdi o küçük köprüyü düşündüğünde söyleyecek söz bulamıyor, hayretler içinde kalıyor, hıçkırıklara boğuluyorsun.
Perişan ve yenik düşmüş halde yatağa iyice gömüldü. Neden kendisine böyle eziyet ediyordu? Endişelerini tekrar tekrar sökün etmesine izin veriyor ve onlara teslim oluyordu.
Bir şey daha var. Umarım sizinle arkadaş oluruz. Gördüğünüz gibi çok fazla kusurum var: içimden geldiği gibi davranıyorum, sizi şaşkınlığa sürüklüyorum ve muhafazakar değilim. Ama güçlü taraflarım da var. Bir erkekteki asil ruhu hemen anlarım. Böyle bir erkeği bulduğumda da onu kaybetmek istemem.