"Derinlik" görünmeyen hakikatin acı çığlığı diyebilir miyiz? Çoğumuzun maskelediği duyguların içimizdeki varoluşu. Yazar, genç bir kadının hayatını, içsel çatışmasını ele almış. Hangimizin kırılma anı veya kendi ile çatıştığı anları yoktur ki. O anların temeli anne karnında, sonrasında ise doğduğumuz evde, sokakta karşılaştığımız, vakit geçirdiğimiz insanlarla devam ediyor. Sosyal bir varlık olmanın getirdiği bazen kazanç bazense yıkım "duygular" kitapta bu duygular çok güzel temiz bir dille ve vurucu şekilde işlenmiş. Kitabın kahramanı doğduğu evdeki travmayı atlatmaya çalışan ve bunun izini en derinde taşıyan bir hanımefendi. Betimlemeler 30 yaşında bir kadın olarak beni çok etkiledi, içselleştirdim. Tanıdık bir his gibi geldi. Geçti dediğimiz yaralar en ufak bir hatırlatıcı ile buna zihnimizin oyunu da diyebiliriz gün yüzüne çıkar. Genç kadın bu çalkantıyı ifade ederken kendisiyle hesaplaşmış gibi görünüyor. Sevgisizlik insanı hasta eden en büyük şey sanırım. Kaç yaşına gelirsek gelelim buna muhtaçmışız gibi hep. Yazar özenli anlatımıyla bizi satırlarına hapsediyor. Kitapta geçen bir kısım var ki şefkatin değerini bu duygudan eksik yaşayan insanın tavrını apaçık ifade etmiş. Oyun çocuk için çok değerli. Küçük yaşta basit diye adlandırdığımız sokak oyunlarına dahi oyunda kabul görmenin çocuğun psikolojisinde önemli bir taş olduğu vurgulanmış. Aklıma şu söz geldi. Komşudan gelen tabak hep kıymetli olur. Buradaki ifade evde alınamayan pek çok değer öncelikle kız çocukları için en ufak ilgi de gökyüzündeymiş hissine dönüşür ve sonucu ise yanılgı ve yenilgi dolu olur. Baş karakterin eğitim hayatına ve sonrasında da değinilmiş kitapta. Emek vurgusu yapılmış. Bazı hayatlar var ki çocukluk kelimesini bilmiyor sadece çalışma hayatının zorluğunu biliyor. Çok güncel bir