Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk realist ve modern roman kabul edilen, Servet-i Fünun döneminin, insan psikolojisinin ve estetik dilin sarsılmaz, dahi kalemi Halit Ziya Uşaklıgil’in 1899-1900
Halkçı bir edebiyatın ancak realist alabileceği izaha ihtiyaç göstermeyecek kadar açık bir hakikattir. Halk alelûmum realist olduğu ve tahriften hoşlanmadığı için, hakikatleri maksatlı veya maksatsız, şuurlu veya şuursuz değiştiren muharrirlerden de pek hoşlanmaz. Yalnız bu realizm, naturaliizme pek benzeyen diğer realizm İle karıştırılmamalıdır. Realist olacağım diye hayatta vakıa halinde mevcut bulunan romantizmi inkar etmek saflık olur. Zaten ben bu izimlerden pek bir şey anlamam. Benim için sadece hayat ve insan vardır, bin türlü tezahürleriyle bugün realist, yarın romantik, öbür gün natüralist olan hayat ve insan. Muharrir yalnız görüşünde değil, yazışında da bu hayat gibi olmalı, yani her şeyden evvel bir insan olmalıdır...
Dünya edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en büyük anıtsal dehalarından Rus realist yazar Lev Tolstoy’un 1869 yılında tamamlanan epik şaheseri "Savaş ve Barış", sadece bir dönemin askeri kroniği değil, insan ruhunun, tarihin ve toplumsal kırılmaların anatomisini çıkaran devasa bir edebiyat başyapıttır. Roman; 19. yüzyılın başlarında, Napolyon’un Rusya’yı işgal girişimi ekseninde gelişen o fırtınalı dönemi, aristokrat kökenli Bolkonski, Rostov ve Bezukhov ailelerinin kesişen yazgıları üzerinden odağına alır. Tolstoy; bu soluk soluğa tarihi ve askeri panoramanın paralelinde, Austerlitz ve Borodino gibi kanlı meydan savaşlarının vahşetini, Petersburg ve Moskova salonlarının yozlaşmış ışıltısını dâhice kurguya entegre eder. Yazar; idealist Prens Andrey’in varoluşsal sancılarını, saf ve hayat dolu Nataşa’nın büyüme sancılarını, felsefi arayışlar içindeki Pyer Bezukhov’un kimlik mücadelesini cerrah titizliğiyle deşer. Tolstoy’un o her ayrıntıyı ilmek ilmek işleyen, determinist tarih felsefesini romana yediren ve insan psikolojisinin en gizli kıvrımlarını fısıldayan görkemli dili; bu iki ciltlik devasa külliyatı basit bir dönem romanı olmaktan çıkarıp, insanlığın kaderle, ölümle, inançla ve mutlak yaşam arzusuyla olan ezeli imtihanını anlatan çok katmanlı edebi bir anıta dönüştürür.