Duyu organlarımız sayesinde çevremizle iletişim kurabiliyoruz, çevremizin ve kendimizin farkına varıyoruz. Benlik duygumuzun zaman içinde şekillenmesi de büyük ölçüde duyu organlarımızla ilgili.
Çoğu kişi gözlerimizle gördüğümüzü ya da kulaklarımızla duyduğumuzu sanır. Aslında bu kısmen doğrudur zira bu noktada önemli bir noktayı atlamamak gerekli: Duyu organlarımızdan gelen bilgiler beyinde işlenerek kullanıma sunulur. Beynin bu verileri nasıl değerlendireceği belli şablonlara bağlı olsa da kişisel deneyimlerimiz başta olmak üzere pek çok başka kriter de bu esnada devreye girer. Dolayısıyla duyu organlarımızı birer alıcı gibi düşünebiliriz; sözgelimi gözlerimiz web kamerası, kulaklarımız da mikrofon olsun, Beynimiz de ana bilgisayar olarak tüm algılama sürecinin merkezindedir aslında.
Daha da ilginci duyu organlarımız ve beynimiz arasındaki bu trafiğe ek olarak duyu organlarımız birbiriyle de etkileşim halindedir. Bir duyu diğerinin etkisini artırabilir, baskılayabilir ya da genel olarak değiştirir. Örneğin, yemek yerken koku ve tat alma duyularımız birlikte çalışır; ancak burnumuz tıkandığında tat alma duyumuz zayıflar ya da gözlerimizi kapattığımızda dokunma duyumuz daha hassaslaşır. 5 duyumuzu ve daha fazlasını anlattıldığı harika bir yazı var bu sayıda.
İnsan güneydeki kıtayı binlerce yıldır hayal ediyor. Antik Yunan’da dünyanın dengelenmesi,
için güneyinde de, tıpkı buzlarla kaplı bölge gibi bir yer olması gerektiği varsayılmıştı. Kuzey kutbuna "Arktos" "büyük ayı küçük ayı anlamında " )Güney Kutbu'na da "Ant Arktos"yani "ayı karşısı" demişlerdi. Yedinci yüzyılda gerçekte ne olduğunu ve beyaz kıtayı aslında ilk kimin gördüğünü belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama beyaz güneye tutkulu belli ki hiç . Yeni yılın bu ilk sayısında , insanın bu eski merakının peşinde, yeryüzünün hâlâ kimseye ait olmayan son toprak parçasında, ütopik Antarktika'dayız. İyi yıllar, iyi okumalar.