"Suçlu olup olmadığınızı düşünmeyin General, siz yalnızca Başkan'ın hoşuna gidip gitmediğinizi düşünün; hükümetin tutmadığı bir suçsuz bir suçludan çok daha kötü durumdadır."
Birazdan birisi gelecekmiş gibi gözüm kapıda. Aklımın ibresi bunu yalanlasa da, ben inanmak istediğime inanıyorum; gerçeğe değil. Işıkları kapadım, sonra yeniden açtım; karanlığa küfrederek. Bahçeye açılan kapıda nöbet bekleyen şişman kedi sinirime dokunuyor. “Yediği önünde, yemediği arkasında” izlenimi bırakıyor ben de. Dişi ağrıyan insanın, kendi dışındaki herkesi mutlu sanması gibi bir şey… “Pist!” bile demiyorum; sadece pis pis bakıyorum. Ama anlamıyor. Eşiğe dayadığım bacağıma sürtünüyor. O an yumuşuyorum işte. Gözlerini kıstıkça vicdanımın mengenesinde eziliyor kalbim. Tuhaf bir yakınlık kuruluyor aramızda sonra. Tüylerini okşarken, aslında kendimi sevdiğimin farkına varıyorum…
(Old Crow)
"Ben bilmem" , "Bilmiyorum" diyen insanlar tanıdım. Kitap düşkünüydüler. "Ben bilirim," diyenler kitap okumayanlardı; "Sen bilmezsin," diye başlarlardı söze, "Sen anlamzsın," diye bitirirlerdi.
Kitaplar insana "Bilmiyorum," deme bilgeliğini öğretiyor. Alçakgönüllü, hoşgörülü. Çirkef bir kitap tiryakisi tanıdınız mı hiç? Yalancı, hilekar? Yobaz? Hırsız? Ahlaksız? Tanıyamazsınız, yokturlar.