“Daha anlatsana,” dedim.
“Hoşuna mı gitti?”
“Hem de çok. Seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre boyunca hiç durmadan laflamak isterdim.”
“Benzinimiz yeter mi ki?”
“Yalancıktan doldurursak yeter.”
‘Yoksulu zengine düşman kılan bir bakış açısının dinî olmaktan ziyade materyalist olduğunu düşünüyorum. Maddeyi hayatın temel hedefi ve mutluluğun temel belirleyeni kılan bir anlayış, yoksulları çabucak mutsuzlar hanesine yazarak hayatın metafizik özünü inkâr ediyor. Âlim veya öğrenci, zengin veya yoksul, patron veya işçi temel hayat gayemizin bir olgunlaşma yolculuğu olduğunu, asıl olanın insanın içindeki ilahi öze yaklaşma ve varlığın künhüne varmak olması gerektiğini dikkatten kaçırıyor,’
‘Olması gereken zaten bin yıllardır olup duruyor. Güneş doğuyor, rüzgâr esiyor, insan seviyor. Sular dağlardan kopup gelerek ırmaklara dönüşüyor. Sus ve içine dön. Nefes alıp veriyorsun ya şimdi, bunu hisset. Her anında hayatın, ‘kıymetini bil her şeyin’.’