Önümde birden ufuk sanki inşikâk etti: Refîkı bir sarışın gence ittikâ ederek o geçti: Süslü, şetâretli, nazlı, şûh, melek! Refîk: Yoldaş İttikâ: Dayanma , yaslanma Şetâret: sevinç, şenlik Şûh: cilveli
Seçim paradoksu
Çok seyahat eden ve değişik lezzetleri dünyanın birçok şehrinden deneyimlemiş bir seyyah olarak söylemeliyim ki; en iyi lokantaların menüsü kalabalık olmayanlardır, en iyi şehirler sade şehirler ve en kaliteli insanlar da sadeliği şiar edinmiş olanlardır. Yazım yine uzun olacak, kısa kes diyenler için, Sadelik en asil zarafettir diyerek konuyu buracıkta özetleyebilirim; lakin bu beylik lafın arkasındaki derin hakikati okumak isteyenlerle kalemin mürekkebi elverdiğince uzun bir hasbihale duracağız. Kapitalizmin kurumsal ve yutturmacalı kalıplarından sıyrılıp fıtrata baktığımızda hiç düşündünüz mü; ansiklopedi gibi kalın menüsü olan o cafcaflı restoranlar neden kısa sürede kapanıyor da, yüz yıllık asırlık işletmeler hep tek bir ürün üzerine sebat edenlerden çıkıyor? Çünkü insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik olan seçim yapabilme iradesinin de fıtri bir limiti, aşılmaması gereken bir optimum noktası vardır. Hatta bazen önünüze hiçbir seçeneğin sunulmaması, seçimsizlik en büyük nimettir; misal, şehrin en iyi dönercisine girdiğinizde önünüze alternatif bir yemeğin konulmaması ve o tek lezzete odaklanmanız, günün en huzurlu anına dönüşebilir. Bizler fani dünyanın haz ve mutluluklarının değil, kalbi bir sekinetin, yani huzurun peşindeyiz ve bu huzur için doğru mizanlarla seçim yapmak şarttır. Önünde onlarca sayfadan oluşan bir menüyle baş başa kalan aç ve sabırsız bir insanın karar vermesi nasıl zor ve ekseriyetle hüsranla sonuçlanan bir süreçse, hayatın bütünü de böyledir; zira insan o kalabalıkta kendi tabağını yerken bile sürekli acaba diğerini mi sipariş verseydim, yoksa karşımdakinin tabağı mı daha iyiydi? vesvesesiyle tahrif olur. Halbuki lezzet, tam bir odaklanma işidir; her hakiki lezzet gibi sevmek de, sadakat de ancak odaklanmakla vücut
Din
Reklam
Bir yoldur bu, yürünür ama refîk kimdir bakılır; bir acıdır bu, çekilir ama zorluğu verenin kolaylığı vereceğine de iman edilir; bir serzeniştir bu, duyar cümlealem ama sükûtun heybetine bürünülür; bir maviliktir bu, uzaktan hoş gelen ama deryasına dalıp kaybolunur; bir vuslattır bu beklenen sabırla ama vaktini yazanın hürmetine sineye çekilir... Zehرa
Kendime_Vera
"Yoldaş aynadır, Yolu tanıtır yolcuya. Evvel refîk bâde'l-tarîk" T.E.
Zâniyeler Salahaddin Enis Türk Modernleşmesinin Yapısal Yarılması ve Bir Semptom-Metin Olarak Zaniyeler: Selahattin Enis'in Natüralizminde Sınıfsal Dışarıdalık, Salon Nihilizmi ve Taşra Ahlakçılığı Bu çalışma, Selahattin Enis’in 1924 tarihli Zaniyeler romanını, erken Cumhuriyet dönemi edebiyat kanonunun dışına itilmiş kurucu bir "semptom-metin" olarak yeniden okumayı amaçlamaktadır. Eser, sadece Mütareke dönemi İstanbul’unun ahlaki ve toplumsal çöküşünü natüralist bir laboratuvar titizliğiyle teşhir etmekle kalmaz; aynı zamanda Türk modernleşmesinin köksüz kozmopolitanizm ile savunmacı taşra muhafazakârlığı arasında sıkışan yapısal şizofrenisini de belgeler. Çalışmada, Yakup Kadri’nin "içerideki isyankâr" konumu ile Selahattin Enis’in "taşralı dışarıdalığı" sınıfsal ve konumsal bir perspektifle karşılaştırılacak; eserin didaktik kusurlarının zihniyet tarihine dair epistemolojik birer kanıt olma niteliği tartışılacaktır. Kanon Dışılık ve Birincil Kaynak Olarak Roman Erken Cumhuriyet dönemi edebiyat kanonu, ulus-devlet inşası sürecinde "makbul", steril ve kurucu bir aydın/vatandaş kimliği üretmeyi hedeflerken, bu idealize edilmiş anlatının dışında kalan yapıları sistematik olarak marjinalleştirmiştir. Selahattin Enis’in Zaniyeler romanı, bu tasfiye ve unutturma mekanizmasının en radikal kurbanlarından biridir. Eser, edebiyat tarihi tarafından uzun süre "çiğ", "pornografik" veya "didaktik açıdan kusurlu" bulunarak halının altına süpürülmüştür. Oysa roman; Cenap Şahabettin’in salon elitizmini, Celal Sahir Erozan’ın Fecr-i Âti çizgisindeki bohem kadın avcılığını ve mütareke basınının (Ali Kemal, Refik Halit varyasyonları) oportünist kalemşorluğunu deşifre eden yapısıyla, salt bir kurgu olmanın ötesine geçer. Zaniyeler, dönemin entelektüel tarihi için pürüzsüz resmi anlatıları
Edebiyat
Hz. Ayşe (r.anha)’nin bildirdiğine göre “(Vefatına sebep olan hastalığı müddetince) Rasûlullah (sav)’ın önünde deriden yahut ağaçtan içi su dolu bir kap vardı. Elini suyun içine sokar sonra yüzüne sürer ve ‘Lâ ilâhe illâllâh! Ölümün sıkıntıları vardır’ derdi. Nihayet elini kaldırdı ve ruhu alınıncaya kadar ‘Refîk-i Âlâ’ya (En Yüce Dost’a)’ buyurdu. Ardından eli düştü.” (Buhârî, Rikâk, 42)
Din
Reklam
Reklam