Rei

Rei
@reivvlee
𝘞𝘩𝘢𝘵 𝘸𝘪𝘭𝘭 𝘺𝘰𝘶𝘳 𝘷𝘦𝘳𝘴𝘦 𝘣𝘦?
Kitapçıda rastgele seçtiğim bu kitabı böyle sevmeyi beklememiştim
7/10
·328 syf.··
2026 3. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 19:24
Kitap ablasının durumundan dolayı evden ve hayallerinden kaçan, bir mektup dükkanına çalışmaya gelen ana karakterimizi anlatıyor. Bu dükkanda insanların birbirleriyle anonim olarak mektuplaşabildiği bir mektup arkadaşlığı sistemi var. Kitap boyunca birbirinden farklı hayatları olan karakterlerin dertlerini mektuplara aktarmasını okuyoruz. Ablasının gönderdiği mektuplar yüzünden mektuplardan haz etmeyen Hye Yeong'un karakter gelişimini okuyoruz aslında. Her ne kadar mektuplarla arasına mesafe koysa da bu dükkan ona iyi geliyor. En sonunda daha mutlu bir insan olup çıkıyor. Kitapta beni en çok etkileyen kısımlar abla kardeş diyalogları oldu. Kitabın başından beri Hye Yeong'un ablasını suçlamalarını okuyoruz. Ancak ablasının da perspektifini okuyunca anlıyoruz ki iki kardeş de mükemmel değil ve sadece birbirlerinden farklı hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. En sonda yazdıları mektuplardaki hayallerini gerçekleştiren karakterleri görüyoruz ve bu insanı umutlandırıyor. İçinizi ısıtacak,kolay okunan bir kitap(35 günde okumam tamamen benle alakalı). Onun dışında olumsuz eleştiriye gelirsem çeviriyi çok beğenemedim. Koreceden çevirirken bir kopukluk olmuş gibi çünkü karakterlerin söyledikleri şeylerin çoğunda duygu bana geçemedi. Kullanılan dil çok dublaj dili gibiydi çünkü bizim dilimizde söylenince samimiyetsiz gelen kalıplar çok fazlaydı. Bunun dışında genel beğendiğim bir kitap oldu.
Seul'de Bir Mektup DükkânıBaek Seung Yeon · Artemis Yayınları · 202562 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kafam çok karışık
7/10
·183 syf.··
2026 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 22:18
Öncelikle kitap izole edilmiş bir evde yaşayan iki kız kardeşi ve hasta amcalarını anlatıyor. Kızların ailesi yıllar önce ölmüş geriye sadece onlar kalmış. Kasabadaki herkes kızlardan ölesiye nefret ediyor ve bunları yüzlerine söylemekten asla çekinmiyorlar. Kızlar bu yüzden herkesi bir tehdit olarak algılıyor. Kitap ilerledikçe kasabadakilerin bu nefretinin sebebini anlıyoruz. Gerisi spoilerlı olacak. İlk olarak şunu söyleyeyim ki kitapta anlatılmak istenen şeyi çözemedim. Bunun sebebi güvenilmez bir anlatıcı olduğu için olabilir. Kitabı onun ağzından okuduğumuz Merricat her şeyi kendi gözünden bize anlatıyor. Sürekli yaşadıkları yerde mutlu olduklarını tekrar ediyor. Oysa ablası Constance hiç de mutlu değil. Bunu da bazen dile getiriyor. Ancak bir süre sonra tekrar mutlu olduğuna inanıyormuş gibi oluyor. Özellikle bu sahnelerde bence Merricat'in manüpülatif kişiliğini görüyoruz. Constance'a da bize de mutlu olduklarını inandırıyor. Kuzenleri Charles eve geldiğinde Merricat'le beraber biz de ondan nefret ediyoruz. Oysa ki o iki kız kardeşten daha fazla insan gibi davranıyor. Onlara yardım etmeye bile çalışıyor bazen. Ancak Marricat onların dünyasını bozduğu için ondan nefret ediyor. Çareyi evi yakmakta buluyor. Kitaptaki en etkileyici sahne yangın sahnesi olabilir. Orada karakterlerin korkusu çok iyi geçirilmişti. Resmen ben orada yanan evi ve bağıran insanları izliyormuşum gibiydi. Merricat'in katil çıkması bence herkesin söylediği gibi bir ters köşe değildi çünkü başından beri düşüncelerinden buna eğilimli olduğu açıktı. Genel olarak atmosferi ve yazım stilini beğendim. Tam olarak gerilim değil de daha çok ürpertici bir atmosferi vardı. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorsunuz ama onun ne olduğunu anlamıyorsunuz. Ama kitap aklımda birçok soru bıraktı. Havada
Biz Hep Şatoda YaşadıkShirley Jackson · Siren Yayınları · 20171,199 okunma